Andolsun Musa'yı: "Kavmini karanlıklardan nura çıkar ve onlara Allah'ın günlerini hatırlat" diye ayetlerimizle göndermiştik. Şüphesiz bunda çokça sabreden ve şükreden herkes için gerçekten ayetler vardır.
(İbrahim Suresi, 5)

18 Mart 2010 Perşembe

Hz. Musa (a.s.)




Sayın Adnan Oktar'ın röportajlarını ve tüm belgesellerini HARUN YAHYA.TV adresinden izleyebilirsiniz.

Kasas Suresi'nde Hz. Musa Kıssasından Ahir Zamana İşaretler



Sayın Adnan Oktar'ın röportajlarını ve tüm belgesellerini HARUN YAHYA.TV adresinden izleyebilirsiniz.

Firavun'un Mısır Hakimiyeti Ve İsrailoğulları'nın Durumu


Eski Mısır medeniyeti, aynı tarihlerde Mezopotamya'da kurulmuş şehir devletleriyle birlikte, tarihin en eski uygarlıklarından biridir. Mısır, döneminin en organize sosyal ve siyasi düzenine sahip devleti olarak bilinir. M.Ö. 3000'ler civarında yazıyı bulup kullanmaları, Nil nehrinden faydalanmaları, ülkenin çevresinin çöllerle kaplı olması ve doğal yapısı sayesinde dışarıdan gelebilecek saldırılara karşı korunmuş olması, Mısırlıların sahip oldukları medeniyetin ilerlemesine büyük katkıda bulunmuştur.

Ancak bu uygarlık, Kuran'da inkar sisteminin en açık ve net tarif edildiği "Firavun yönetiminin" geçerli olduğu bir medeniyettir. Bu toplumun insanları Allah'a karşı büyüklük taslamışlar, hak dini inkar etmişlerdir. Sahip oldukları ileri medeniyetleri, sosyal ve siyasal düzenleri, askeri başarıları onları helak olmaktan kurtaramamıştır. Mısır tarihinin en önemli olayları ise, İsrailoğulları'nın bu ülkedeki varlıklarıyla ilgili olarak gelişmiştir.

İsrail, Hz. Yakub (as)'ın bir diğer ismidir. Hz. Yakub (as)'ın oğulları "İsrailoğulları" olarak bilinen, sonradan "Yahudi" olarak da anılan kavmi oluşturmuştur. İsrailoğulları'nın Mısır'a gelişleri ise Hz. Yakub (as)'ın küçük oğlu Hz. Yusuf (as) zamanında olmuştur. Kuran'da Hz. Yusuf (as)'ın yaşamı Yusuf Suresi'nde detaylı bir şekilde anlatılır. Hz. Yusuf (as) küçüklüğünden başlayarak bir çok sıkıntılar çekmiş, saldırılara ve iftiralara maruz kalmıştır. Daha sonra bir iftira sonucunda girdiği zindandan Allah'ın takdiriyle kurtularak, Mısır'da hazinelerin başına gelmiştir. Bunun ardından onun öncülüğünde İsrailoğulları Mısır'a girmeye başlamışlardır. Allah Kuran'da bu olayı şöyle haber verir:

Böylece onlar (gelip) Yusuf'un yanına girdikleri zaman, anne ve babasını bağrına bastı ve dedi ki: "Allah'ın dilemesiyle Mısır'a güvenlik içinde giriniz." (Yusuf Suresi, 99)

Kuran'dan anladığımıza göre, ilk başlarda yukarıdaki ayette belirtildiği gibi barış ve güven içinde yaşayan İsrailoğulları zamanla Mısır toplumu içindeki statülerini kaybetmeye başlamışlar ve sonunda köle konumuna gelmişlerdir. Ayetlerden, Hz. Musa (as)'ın geldiği dönemde İsrailoğulları'nın böyle bir konumda yaşadıkları görülmektedir. Hz. Musa (as), Kuran'da anlatıldığına göre "kölelikte bulunan bir kavmin" bir üyesi olarak Firavun'a gitmiştir. Firavun ve adamlarının Hz. Musa (as) ve Hz. Harun (as)'a karşı verdikleri şu kibirli cevap, bu konuda bizi bilgilendirmektedir:



Dediler ki: "Bizim benzerimiz olan iki beşere mi inanacak mışız? Kaldı ki,onların kavimleri bize kullukta (kölelikte) bulunmaktadırlar." (Müminun Suresi, 47)

Ayetlerde bildirildiğine göre Mısırlılar İsrailoğulları üzerinde gerçek bir kölelik yönetimi kurmuşlardı. Kendi işlerinde hizmet için İsrailoğulları'nı kullanıyorlardı. Köleliğin sürmesi için onları zorlamakta ve işkenceyle baskı altında tutmaktaydılar. Mısır toplumu içinde İsrailoğulları'na yapılan baskı o kadar ileri gitmişti ki onların nüfusları bile denetim altında tutuluyordu. Kendileri için tehlikeli olacağını düşündükleri erkek nüfusunun artışına engel oluyor, hizmet için kullanacakları kadınları sağ bırakılıyorlardı. Allah, ayetlerde bu gerçeği şöyle açıklar:

Sizi, dayanılmaz işkencelere uğrattıklarında, Firavun ailesinin elinden kurtardığımızı hatırlayın. Onlar, kadınlarınızı diri bırakıp, erkek çocuklarınızı boğazlıyorlardı. Bunda sizin için Rabbinizden büyük bir imtihan vardı. (Bakara Suresi, 49)
Hani size dayanılmaz işkenceler yapan, kadınlarınızı sağ bırakıp erkek çocuklarınızı öldüren Firavun ailesinden sizi kurtarmıştık. Bunda Rabbinizden sizin için büyük bir imtihan vardı. (Araf Suresi, 141)


İsrailoğulları Mısır'da Firavun yönetimi tarafından köleleştirilmişler ve en ağır işlerde çalıştırılmışlardır.
Mısır'da hakim olan batıl bir din vardı. Bu, Firavun'un atalarından kalan eski, putperest bir dindi. Bu batıl dine göre bir çok tanrı vardı. Firavun ise sözde yeryüzünde yaşayan bir tanrıydı. (Allah'ı tenzih ederiz) İşte bu düşünce, ona halkı karşısında büyük bir güç veriyordu. Firavun ve onun etrafındakiler atalarının sapkın dininden kaynaklanan yaşam tarzına karşı Hz. Musa (as)'ı bir tehlike olarak görmüşlerdi. Çünkü atalarının sapkın dinine göre büyüklük tümüyle Firavun'a aitti. Firavun'un bu büyüklenme ve sahiplenme isteği ve Hz. Musa (as) ile Hz. Harun (as)'ı kendine rakip gibi görmesi, Firavun ve çevresinin Hz. Musa (as) ve Hz. Harun (as)'a söylediklerinden anlaşılmaktadır. Kuran'da şöyle bildirilmektedir:

Onlar: "Siz ikiniz, bizi atalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol)dan çevirmek ve yeryüzünde büyüklük sizin olsun diye mi bize geldiniz? Biz, sizin ikinize inanacak değiliz" dediler. (Yunus Suresi, 78)

Firavun, atalarının sapkın dinine göre kendisinin sözde tanrı olduğunu iddia ediyordu. (Allah'ı tenzih ederiz) Hatta bu konuda çok daha ileri giderek kendisinin en yüce Rab olduğunu ileri sürüyordu. (Allah'ı tenzih ederiz) Kuran'da Firavun'un bu sapkınlığı şu şekilde bildirilmektedir:

(Firavun) Dedi ki: "Sizin en yüce Rabbiniz benim." (Naziat Suresi, 24)

Firavun ve çevresindekiler sahip oldukları batıl dinlerinden dolayı kendilerini sözde ilahi şahıslar olarak görüyorlardı. (Allah'ı tenzih ederiz) Gerçek dinin ortaya koyduğu tevazu, sevgi, şefkat gibi kavramlardan tamamen uzak oldukları için büyüklenen bir yapıları vardı. Bu büyüklenmelerinin bir sonucu olarak da kendilerinin zorba davranışlarda bulunmaya hak sahibi olduklarını düşünüyorlardı. Onların bu durumunu Allah şu ayetle haber vermiştir:

"Firavun'a ve ileri gelen çevresine; fakat onlar büyüklendiler. Onlar, 'büyüklenen-zorba' bir topluluktu." (Müminun Suresi, 46)

Firavun'un Mısır halkı üzerinde o kadar büyük bir etkisi vardı ki herkes onun gücüne boyun eğmişti. Mısır'ın tüm topraklarının ve Nil nehrinin sahibinin yalnızca Firavun olduğunu zannediyorlardı:

Firavun, kendi kavmi içinde bağırdı; dedi ki: "Ey kavmim, Mısır'ın mülkü ve şu altımda akmakta olan nehirler benim değil mi? Yine de görmeyecek misiniz?" (Zuhruf Suresi, 51)


İsrailoğulları'nın Mısır'da köleleştirilmesiyle ilgili bir Eski Mısır gravürü. Resimde ön planda Firavun ve yakınları, arka planda ise boyunlarından iplere bağlanmış İsrail soyundan köleler yer alıyor.
Mısır için Nil hayat demekti. Nil sayesinde tarım yapılabiliyordu. Ondan alınan suyla ekinler sulanıyor, hayvanlar ihtiyaçlarını sağlıyor, insanlar su içebiliyorlardı. İşte Firavun'a ve çevresindeki önde gelenlere göre tüm bu suyun ve toprakların tek sahibi Firavun'du. Firavun'un bu gücünü herkes kabullenmiş ve ona tabi olmuştu

Firavun gücünü daha iyi kullanabilmek ve insanları daha kolay boyunduruğu altına almak için onları kendi aralarında bölümlere ayırmıştı. Böylece kendine yakın olarak seçtikleriyle zayıflattığı bölümleri rahatça yönetebiliyordu. Bir ayette bu duruma şöyle dikkat çekilmiştir:

Gerçek şu ki, Firavun yeryüzünde (Mısır'da) büyüklenmiş ve oranın halkını birtakım fırkalara ayırıp bölmüştü; onlardan bir bölümünü güçten düşürüyor, erkek çocuklarını boğazlayıp kadınlarını diri bırakıyordu. Çünkü o, bozgunculardandı. (Kasas Suresi, 4)

Hz. Musa (as) doğmadan önce Mısır'a baktığımızda; ülkenin tümüyle fesat ve bozgunculukla dopdolu olduğunu görüyoruz. Sırf ırk farklılığından dolayı insanlar köle yapılıyor, işkence altında tutuluyor ve erkek çocuklar sebepsiz yere öldürülüyordu. Diğer taraftan zulüm ve kibirlenme içinde bulunan Firavun kendini yeryüzündeki sözde ilah olarak görüyordu. (Allah'ı tenzih ederiz) Çok güçlü bir sistemle herşeye hakim olan Firavun, insanların ona tabi olmasını sağlamıştı.

İşte böyle bir ortamda Allah baskıyı ve zulmü ortadan kaldıracak, insanlara Rabbimiz'in Kendisi olduğunu hatırlatacak, tekrar hak dini insanlara öğretecek ve İsrailoğulları'nı esaretten kurtaracak bir elçi olarak Hz. Musa (as)'ı gönderdi.

Hz. Musa (a.s.)'nın Doğumu


Hz. Musa (as) bir önceki bölümde anlattığımız gibi çok zor bir ortamda dünyaya geldi. Dünyaya geldiği anda dahi hayatı tehlikedeydi. Firavun tüm yeni doğan erkek çocukları öldürüyor, kız çocukları ise kölelik yapması için sağ bırakıyordu. İşte, Hz. Musa (as) böyle bir tehlike içinde kölelerin arasında öldürülme tehdidiyle yaşamaya başladı. Annesi de Hz. Musa (as) için endişe ediyordu. Bu endişesi Allah'tan aldığı ilhama kadar da sürdü:

Musa'nın annesine: "Onu emzir, şayet onun için korkacak olursan, onu suya bırak, korkma ve üzülme; çünkü onu Biz sana tekrar geri vereceğiz ve onu gönderilen (elçilerden) kılacağız" diye vahyettik (bildirdik). (Kasas Suresi, 7)

Allah, Hz. Musa (as)'ın annesine eğer korkarsa ne yapacağını ilham etmişti. Eğer Firavun'un adamları Hz. Musa (as)'ın doğduğunu öğrenirse onu sandığın içine koyacak ve suya bırakacaktı. Hz. Musa (as)'ın annesi aldığı vahiy doğrultusunda öyle de yaptı. Çünkü oğlunun hayatından endişe ediyordu. Hz. Musa (as)'ı bir sandığa koydu ve akmakta olan Nil'in sularına bıraktı. Akıntının onu nasıl ve nereye götüreceğini bilmiyordu. Fakat Rabbimiz'in ilhamı ile, sonunda tekrar kendisine geri döneceğini ve peygamber olacağını biliyordu. Herşeyi yaratan ve onlara nizam veren Allah, onu ve Hz. Musa (as)'ı da yaratmış, onlar için neyi takdir ettiğini de ona bildirmişti. Allah daha sonra doğumuyla ilgili bu gerçeği Hz. Musa (as)'a şöyle hatırlattığı ayetlerde haber verilmiştir:

"Hani, annene vahyolunan şeyi vahyetmiştik, (şöyle ki:)"
"Onu sandığın içine koy, suya bırak, böylece su onu sahile bıraksın; onu Benim de düşmanım, onun da düşmanı olan biri alacaktır..." (Taha Suresi, 38-39)

Burada üzerinde durulması gereken önemli bir konu, kaderdir. Ayette Allah Hz. Musa (as)'ın annesine oğlunu suya bırakmasını söylemiş ve sonunda onu Firavun'un alacağını ve onun kendisine geri dönüp elçilerden olacağını bildirmişti. Yani Hz. Musa (as) doğduğunda onun bir sandık içinde suya bırakılacağı, Firavun'un onu bulacağı, sonunda ise Hz. Musa (as)'ın bir peygamber olacağı belliydi. Çünkü Allah onun kaderini öyle belirlemişti. Allah bunu Hz. Musa (as)'ın annesine bildirdi.

Burada Hz. Musa (as)'ın hayatındaki tüm detayların en ince ayrıntısına kadar Allah Katında kaderde takdir edildiğine ve aynen takdir edildiği gibi gerçekleştiğine dikkat etmek gerekir. Allah'ın Hz. Musa (as)'ın annesine ilettiği vahyin gerçekleşmesi, sayısız şartın tam kaderde tespit edildiği şekilde meydana gelmesi ile olmuştur.

Hz. Musa (as)'ın Firavun'un adamlarından kurtularak, suda boğulmadan Firavun'un sarayına kadar gitmesi için:

1- Bebek yaştaki Hz. Musa (as)'ın bindirildiği sandık su almamalıdır. Bunun için sandık ustasının sandığı suda yüzebilecek uygun ölçülerde yapmış olması gereklidir. Öte yandan sandığın şekli de yüzme hızı açısından önemlidir. Ne çok daha hızlı yüzüp Firavun'un olduğu yeri geçecek ne de yavaş olup geri kalacak şekilde olmalıdır. Tam olması gereken hızda hareket edecek şekilde yapılmış olmalıdır. Bunların hepsi de sandığı yapan ustanın kaderinde tespit edilmiş detaylardır. O da bu sandığı tam yapması gereken şekilde yapmıştır.

2- Sandığı sürükleyen akıntı ne daha hızlı ne de daha yavaş olmalı, nehrin suları tam gerekli hızda ilerlemelidir. Yani Nil'in debisini oluşturan yağışlar da tam bu şekilde Allah'ın yarattığı kader ölçüsünde belirli bir hesap ile olmuştur.

3- Esen rüzgarlar da sandığı yine tam gerektiği şekilde etkilemelidir. Yani rüzgar da bir kader doğrultusunda esmektedir. Ne çok esip sürüklemeli, ne ters esip yönünü değiştirmeli ne de yavaş esip hızını azaltmalıdır.

4- Nil boyunca başka kimse bu sandığı bulmamalıdır. Yani sakıncalı hiç kimse oradan geçmemeli, oradan geçmekte olan hiç kimse de ona rastlamamalıdır. Dolayısıyla Nil çevresinde yaşayan herkes bir kader doğrultusunda oradan geçmeyecek veya sandığı görmeyecektir. Nitekim bu şart da Allah'ın tespit ettiği kadere göre gerçekleşmiştir.

5- Hz. Musa (as)'ın hayatı gibi Firavun ve ailesinin hayatı da bir kader doğrultusundadır. Onlar da tam olmaları gereken saatte ve olmaları gereken yerde olmalı ve Hz. Musa (as)'ı bulmalıdırlar. Belki Firavun ailesi Nil kenarına daha erken gelmeyi planlamış olabilir. Onların gecikmesine sebep olan da kaderlerindeki işi yaparak olması gerekeni sağlamıştır.
Bunların hepsi Firavun'un Hz. Musa (as)'ı bulmasını sağlayan sebeplerden birkaçıdır. Hepsi de Allah'ın Hz. Musa (as)'ın annesine daha önceden vahyettiği söze uygun olarak tam gerektiği şekilde gerçekleşmiştir. Gerçekte Allah'ın Hz. Musa (as)'ın annesine verdiği söz de ve gerçekleşen tüm diğer olaylar da, Allah'ın ezelde tespit ettiği kadere göre olup bitmiştir.
Hz. Musa (as)'ın kaderinde olan olaylar sadece buraya kadar anlattığımız gibi hadiseler değildir. Hayatının her anı, tüm insanların olduğu gibi, belli bir kaderle takdir edilmiştir. O ne doğduğu yeri, ne doğduğu yılı, ne kendi kavmini ne de anne ve babasını seçmiştir. Bunların tümünü Allah takdir etmiş ve yaratmıştır.

Daha ince ve detaylı olarak düşündüğümüzde kaderin hayatın her anına nasıl mutlak şekilde hakim olduğunu daha yakından hissedebiliriz. Bu kıssa da bunu çokça hatırlatarak üzerinde düşünülmesini sağlar. Allah, Hz. Musa (as) kıssasındaki tüm bu detaylarla, aslında Kendisinin, tüm insanların ve tüm kainatın kaderini de önceden takdir ettiğini bizlere hatırlatmaktadır.

Nasıl Hz. Musa (as) Nil'de Allah'ın takdir ettiği kadere göre hareket ediyorsa Firavun ve ailesi de onunla karşılaşacakları yere kaderleri doğrultusunda gitmişlerdir. Ayetlerde Firavun ailesinin, aynen Allah'ın daha önce Hz. Musa (as)'ın annesine vahyettiği gibi davrandıkları, yani onu bilmeden himaye altına aldıkları şöyle anlatılır:

Nihayet Firavun'un ailesi, onu (ileride bilmeksizin) kendileri için bir düşman ve üzüntü konusu olsun diye sahipsiz görüp aldılar. Gerçekte Firavun, Haman ve askerleri bir yanılgı içindeydi. Firavun'un karısı dedi ki: "Benim için de, senin için de bir göz bebeği; onu öldürmeyin; umulur ki bize yararı dokunur veya onu evlat ediniriz." Oysa onlar (başlarına geleceklerin) şuurunda değillerdi. (Kasas Suresi, 8-9)

Böylece Firavun ve ailesi, kaderlerinde neyin takdir edildiğini bilmeden, ancak o kadere tabi bir şekilde Hz. Musa (as)'ı buldular ve onu evlatlıkları olarak yanlarına aldılar. Hatta Hz. Musa (as)'ı kendileri için bir fayda getirir umuduyla yanlarında tuttular.

Ayetlerde Hz. Musa (as)'ın annesinin, onu sandığa koyduktan sonraki hali ve Allah'ın vahyi şu şekilde bildirilmiştir:

Musa'nın annesi ise, yüreği boşluk içinde sabahladı. Eğer mü'minlerden olması için kalbi üzerinde (sabrı ve dayanıklılığı) pekiştirmemiş olsaydık, neredeyse onu(n durumunu) açığa vuracaktı. Ve onun kız kardeşine: "Onu izle," dedi. Böylece o da, kendileri farkında değilken onu uzaktan gözetledi. Biz, daha önce ona süt analarını haram etmiştik. (Kız kardeşi:) "Ben, sizin adınıza onun bakımını üstlenecek ve ona öğüt verecek (veya eğitecek) bir aileyi size bildireyim mi?" dedi. Böylelikle, gözünün aydın olması, üzülmemesi ve gerçekten Allah'ın va'dinin hak olduğunu bilmesi için, onu annesine geri vermiş olduk. Ancak onların çoğu bilmezler. (Kasas Suresi, 10-13)

Bebek yaştaki Hz. Musa (as), kendisine gelen hiçbir süt annesine yönelmemiş, hiçbirinin sütünü içmemişti. Çünkü, Allah ona sadece annesinin sütünü içecek şekilde bir kader belirlemişti. Bu olay da insanların hayatlarının her anının Allah'ın belirlediği kadere göre yaşandığının bir örneğidir. Hz. Musa (as) sonunda annesine ilham ile bildirildiği gibi tekrar kendi ailesine geri dönmüş oluyordu.

Allah, Hz. Musa (as) kıssasında, zor gibi gözüken olayları kolaylıkla yarattığını ve şer gibi gözüken olaylarda da hayır olduğunu insanlara göstermektedir. Bir annenin, bebeğinin zalim askerler tarafından öldürülme tehlikesiyle yüz yüze gelmesi, bunun ardından bebeği kurtarmak için onu nehre yapayalnız bırakması, bebeğin ülkenin en güçlü ailesi tarafından bulunup evlat edinilmesi ve sonra başka hiçbir anneden süt emmeyen bebeğin tekrar annesine geri dönmesi. Bu olayların hepsi ayrı birer mucizedir. Bizlere Allah'ın takdir ettiği kaderdeki kusursuzluğu göstermektedir. Kaderin her detayı mümin olanlar için hayırla gelişir. Bu örnekte gördüğümüz gibi Allah kimi zaman bu hayrı hiç umulmadık sebepleri vesile ederek gerçekleştirmektedir.

Hz. Musa (a.s.)'nın Mısır'dan Kaçışı


Allah Kuran'da Hz. Musa (as) ile ilgili şöyle bir olayı haber verir:

(Musa) Halkının haberi olmadığı bir zamanda şehre girdi, orda kavga etmekte olan iki adam buldu; bu kendi taraftarlarından, şu da düşmanlarından. Derken taraftarlarından olan, düşmanlarından olana karşı ondan yardım istedi. Bunun üzerine ona bir yumruk attı ve işini bitiriverdi. (Sonra da:) "Bu şeytanın işindendir; o, gerçekten açıkca saptırıcı bir düşmandır" dedi. (Kasas Suresi, 15)


Bu olayda Hz. Musa (as) kendi taraftarlarından birisinin kavgasına şahit olur. Kendi taraftarlarından olanın yanında yer alır. Diğer taraftaki kişiye yumruk atar ve onu istemeden öldürür. Hz. Musa (as) büyük bir hata yaptığının farkına varır.

Bu olayda, Allah bize bir ders vermekte ve bir insanı haksız olmasına rağmen sırf kendi taraftarlarından olduğu için desteklemenin yanlışlığını öğretmektedir. Kuran'da, Hz. Musa (as)'ın kendi taraftarlarından olanı üstün tutan davranışını "şeytan işi" bir şey olarak nitelendirdiği haber verilmektedir.
Hz. Musa (as) şeytanın insana vermeye çalıştığı bu kötü duygunun bir zulüm olduğunu vicdanıyla hemen anlamış, şeytanın kışkırtmasıyla işlediği hatadan dolayı tevbe edip Allah'a sığınmıştır. Kıssanın devamında Hz. Musa (as)'ın bu örnek ve vicdanlı tavrı şöyle anlatılır:

Dedi ki: "Rabbim, gerçekten, ben kendi nefsime zulmettim, artık beni bağışla." Böylece (Allah) onu bağışladı. Şüphesiz. O, bağışlayandır, esirgeyendir. Dedi ki: "Rabbim, bana verdiğin nimetler adına, artık suçlu günahkarlara destekçi olmayacağım." (Kasas Suresi, 16-17)

Hz. Musa (as)'ın bundan sonra yaşadıkları ise şu şekilde haber verilmektedir:

Böylece şehirde korku içinde (çevreyi) gözetleyerek sabahladı. Derken, bir de baktı ki, dün kendisinden yardım isteyen (kişi, bugün de) kendisine yardım için bağırıyor. Musa, ona dedi ki: "Sen açıkca bir azgınsın." (Kasas Suresi, 18)

Ayetlerde haber verildiği üzere, Hz. Musa (as) kendisine Firavun ve çevresi tarafından bir zarar geleceği düşüncesiyle geceyi geçirdi. Gündüz vakti yukarıdaki ayetlerde bildirilen olay gerçekleşti: Bir gün önce yardım ettiği kişi yine başka birisi için Hz. Musa (as)'dan yardım istedi. Çünkü Hz. Musa (as) onun taraftarlarındandı ve aynı bir gün önce yaptığı gibi o gün de kendisine yardım edeceğini düşündü. Fakat Hz. Musa (as) aynı hatayı bir daha tekrarlamadı. Kendi taraftarlarından olan kişinin hatalı olduğunu bildiği için ona yardım etmedi. Asıl suçlu olan bu kişi ise hemen Hz. Musa (as)'ın aleyhine dönerek büyük bir ahlak bozukluğu içinde olduğunu gösterdi.Ayette şöyle bildirilmektedir:

Sonunda ikisinin de düşmanı olan (adam)ı yakalamak isterken (adam ona) dedi ki: "Ey Musa dün birini öldürdüğün gibi, bugün de beni mi öldürmek istiyorsun? Sen yeryüzünde yalnızca bir zorba olmak istiyorsun, ıslah edicilerden olmak istemiyorsun." (Kasas Suresi, 19)

Hz. Musa (as), Mısır halkından birisini yanlışlıkla da olsa öldürmüş bir insan konumundaydı. Firavun ve önde gelenler de Hz. Musa (as)'ın cezalandırılmasını ve hatta öldürülmesini görüşmeye başladılar. Bu konuşmaları duyan bir kişi Hz. Musa (as)'a gelerek onu uyardı. Hz. Musa (as) şehirden ayrılıp Mısır'dan uzaklaştı:

Şehrin öbür yakasından bir adam koşarak gelip dedi ki: "Ey Musa, önde gelenler, seni öldürmek konusunda aralarında görüşmektedirler, artık sen çık git; gerçekten ben sana öğüt verenlerdenim. "Böylece oradan korku içinde (çevreyi) gözetleyerek çıkıp gitti: "Rabbim, zalimler topluluğundan beni kurtar" dedi. (Kasas Suresi, 20-21)

Hz. Musa (as)'ın yaşamıyla ilgili bu gerçekler, bizlere onun üstün ahlakı ve güzal karakteri hakkında da bilgi vermektedir. Ayetlerde Hz. Musa (as)'ın kişiliğine dair bilgiler verilmekte ve onun heyecanlı bir yapıya sahip olduğu anlaşılmaktadır. Fakat daha sonra Allah'ın kendisiyle konuşması ve onu eğitmesiyle Hz. Musa (as), Allah dışında kimseden korkmayan, Firavun'un karşısına çıkıp hak dini tebliğ eden ve Allah'a tam anlamıyla tevekkül eden, bu teveküllüyle de tüm insanlara örnek olan bir ahlak göstermiştir. Bu, Allah'ın bir insanın karakterini geliştirmesinin ve olgunlaştırmasının güzel bir örneğidir.

Hz. Musa'nın Medyen'e Gidişi ve Orada Kalması


Hz. Musa (as), Firavun ve kavmini terk ettikten sonra, başka bir yere, Medyen'e doğru yönelmişti. (Medyen, Mısır'ın doğusunda, Sina çölünün ardında yer alan bir bölgedir. Günümüzde coğrafi konum olarak Ürdün'ün güney ucuna karşılık gelmektedir.)

Medyen suyunda hayvanlarını sulayamayan iki kadın gördü. Kadınlar çobanlardan çekiniyorlardı, bu nedenle onların yanına gidip sahip oldukları sürüyü sulayamıyorlardı. Fakat, Hz. Musa (as)'ın ayetlerde anlatıldığı gibi, son derece güvenilir ve nezih bir görüntüsü vardı. Bu nedenle kadınlar onunla konuşmaktan çekinmediler. Kadınlar Hz. Musa (as)'a hayvanlarını sulamaya kendilerinin gitmek zorunda olduğunu çünkü babalarının yaşlı bir kişi olduğunu, ancak çobanlar olduğu için sürülerini sulayamayacaklarını anlattılar. Bunun üzerine Hz. Musa (as) kadınlara yardım edip onların hayvanlarını suladı:

Medyen suyuna vardığı zaman, su almakta olan bir insan topluluğu buldu. Onların gerisinde de (hayvanları su başına götürmekten çekinen) iki kadın buldu. Dedi ki: "Bu durumunuz ne?" "Çobanlar sürülerini sulamadıkça, biz sürülerimizi sulayamayız; babamız, yaşı ilerlemiş bir ihtiyardır." dediler. Hemencecik onların sürülerini suladı... (Kasas Suresi, 23-24)

Burada Hz. Musa (as)'ın nezaketli, ince düşünceli ve yardımsever karakterinin bir örneğini görüyoruz. Dikkat edilirse bu olayda Hz. Musa (as), hiç tanımadığı iki yabancı kişiye giderek onlarla diyalog kurmuş, onlara yardımcı olmuş ve saygılarını kazanmıştır. Öte yanda ayette "çobanlar" olarak tanımlanan kişilerin ise Hz. Musa (as)'ın tam aksi yönde bir tavır sergiledikleri anlaşılmaktadır. Kadınlar, Hz. Musa (as) ile diyalog kurabilmelerine rağmen, bu kişilerin yanına bile yaklaşmamışlardır. Söz konusu kişiler; dış görünüm itibarıyla güven vermeyen kimseler olabilir. (Doğrusunu Allah bilir)
Demek ki bir Müslümana yakışan tavır, ayette "çobanlar" olarak tarif edilen bu kişilere benzer tavırlardan şiddetle kaçınmak, öte yandan Hz. Musa (as)'ı örnek alarak alabildiğince nezaketli, ince düşünceli, halden anlayan, nezih, bakanın hemen güveneceği bir görüntü, üslup ve tavır geliştirmektir.

Bu arada Hz. Musa (as)'ın, Allah'a tamamen teslim olmuş bir ruh hali içinde olduğuna da dikkat etmek gerekir. Hz. Musa (as) doğup büyüdüğü ülke olan Mısır'ı tümüyle terk etmiş durumdaydı. Şimdi ise nasıl bir hayatı olacağı henüz belli değildi. Allah'ın kaderinde nasıl bir hayat hazırladığını henüz o da bilmiyordu. Rabbimiz'e şöyle dua etti:

...sonra yine gölgeye çekilerek dedi ki: "Rabbim, doğrusu bana indirdiğin her hayra muhtacım." (Kasas Suresi, 24)

İnsanın duasındaki samimiyet, Allah'ın herşeye kadir olduğunu, hayır ve şerrin ancak O'dan geldiğini ve O'ndan başka hiçbir dost ve velisi olmadığını kavraması ve hissetmesiyle alakalıdır. İşte Hz. Musa (as)'ın üstteki ayette belirtilen duası, bu sırrı tamamen anlamış ve tam olarak Allah'a teslim olarak yapılmış bir duadır. Allah onun bu samimi duasına icabet etmiş ve Hz. Musa (as)'a rahmetini açmıştır.

Hz. Musa (as)'ın yeni tanıştığı iki kadına karşı gösterdiği nezaket, onun için yeni bir hayata vesile olmuştur. Hz. Musa (as) dinlenirken daha önce yardım ettiği kadınlardan biri gelerek yaptığı yardım karşılığında mükafatlandırmak için babasının onu davet ettiğini söylemiştir. Ayette şu şekilde bildirilir:

Çok geçmeden, o iki (kadın)dan biri, (utana utana) yürüyerek ona geldi. "Babam, bizim için sürüleri sulamana karşılık sana mükafat vermek üzere seni davet etmektedir." dedi. Bunun üzerine ona gelip de olup bitenleri anlatınca o: "Korkma" dedi. "Zalimler topluluğundan kurtulmuş oldun." (Kasas Suresi, 25)

Hz. Musa (as) Rabbimiz'e, O'ndan gelecek olan her hayra muhtaç olduğunu belirterek dua etmişti. Ve Allah Hz. Musa (as)'ın duasına icabet ederek, öldürülme korkusunun ardından kendini güvende hissedeceği ve ona yardımcı olacak birilerini gösterdi. Hz. Musa (as)'ın güçlü ve insanlara güven veren bir hal ve tavrı vardı. Zaten kadınlar da çobanlardan çekinmelerine rağmen Hz. Musa (as)'dan çekinmemişler, ona güvenmişler ve onunla konuşmuşlardı. Hatta kadınlardan biri Hz. Musa (as)'ın güçlü ve güvenilir olmasından söz ederek onun ücretle tutulması için babasına istekte bulunmuştu:
O (kadın)lardan biri dedi ki: "Ey babacığım, onu ücretli olarak tut; çünkü ücretle tuttuklarının en hayırlısı gerçekten o kuvvetli, güvenilir (biri)dir." (Kasas Suresi, 26)

Kadın bu ifadesiyle, Hz. Musa (as)'ı güvenilir bir insan olarak gördüğünü babasına da açıkça ifade etmişti. Bunun üzerine babası, Hz. Musa (as)'ın emin bir insan olduğuna kanaat getirerek, onu kızı ile evlendirme kararı aldı. Hz. Musa (as)'ın güvenilir görüntüsü, bu karara vesile oldu ve kadınların babasının ona bir teklifte bulundu. Ayetlerde bu teklif şu şekilde haber verilmektedir:

(Babaları) Dedi ki: "Doğrusu ben, sekiz yıl bana hizmet etmene karşılık olmak üzere, şu iki kızımdan birini sana nikahlamak istiyorum; şayet on (yıl)a tamamlayacak olursan, artık o da senden. Ben sana zorluk çıkarmak istemem; beni de inşaAllah salih olanlardan bulacaksın."

(Musa) Dedi ki: "Bu, benimle senin aranda olan (bir antlaşma)dır. Bu durumda iki süreden hangisini yerine getirirsem, artık bana karşı bir haksızlık söz konusu olamaz. Allah, söylediklerimize vekildir." (Kasas Suresi, 27-28)

Hz. Musa (as) bu teklifi kabul etti. Ve yaşamının bundan sonraki bölümünü Medyen'de geçirmeye başladı. Allah onu ilk başta öldürülme tehlikesindeyken Nil'in sularıyla taşımış, orada boğulma tehlikesindeyken Firavun'un sarayına götürmüştü. Mısır'da tekrar öldürülme tehlikesindeyken yine kurtarmış, Medyen'de güvenliğe çıkarmıştı.

Tuva Vadisine Gelmesi Ve İlk Vahiy


Hz. Musa (as) yaptığı anlaşmaya uydu. Yıllarca Medyen'de kaldı. Konuştukları süre dolunca artık Hz. Musa (as)'ın anlaşması da sona ermiş oluyordu. Süre tamamlanınca Hz. Musa (as) ve ailesi Medyen'den ayrıldılar. Hz. Musa (as) ailesiyle yolda giderken, yakınından geçtiği Tur Dağı tarafında bir ateş gördü. Hz. Musa bu ateşi gidip getirebileceğini, ondan ısınabileceklerini ya da orada bulunan kişilerden bir haber alabileceğini düşündü. Ayetlerde şöyle haber verilmektedir:

Böylelikle Musa, süreyi tamamlayıp ailesiyle birlikte yola koyulunca, Tur tarafında bir ateş gördü. Ailesine: "Siz durun, gerçekten bir ateş gördüm; umarım ondan ya bir haber, ya da ısınmanız için bir kor parçası getiririm." dedi. (Kasas Suresi, 29)

Hani Musa ailesine: "Şüphesiz ben bir ateş gördüm" demişti. "Size ondan ya bir haber veya ısınmanız için bir kor ateş getireceğim." (Neml Suresi, 7)

Hani bir ateş görmüştü de, ailesine şöyle demişti: "Durun, bir ateş gördüm; umulur ki size ondan bir kor getiririm veya ateşin yanında bir yol-gösterici bulurum." (Taha Suresi, 10)

Musa kıssasındaki bu olay, bizlere Hz. Musa (as)'ın bir başka örnek tavrını göstermektedir. Hz. Musa, etrafındaki olayları dikkatli bir biçimde izleyen, karşılaştığı olaylardan sonuç çıkarabilen bir insandır. Bunun sebebi ise, olayları Allah'ın belli bir kadere göre ve hikmetle yarattığını bilmesidir. Dağda bir ateş görüp bu gördüğü olayı değerlendirmesi ve ateşin yanına gitmesi dikkatli mümin tavrının bir örneğidir. Hz. Musa (as)'ın, ateşin yanına giderken ailesinin güvenliğini düşünerek onları yanına almaması ve tek başına gitmesi de yine Allah'ın ona verdiği aklın bir örneğidir.

Allah'ın Hz. Musa İle Görüşmesi

Hz. Musa (as) Tur Dağı'ndaki ateşin yanına vardığında, çok büyük bir mucizeyle karşılaştı. Allah, Hz. Musa (as)'a bir çalıdan seslendi ve ona vahiyde bulundu. Allah Hz. Musa (as)'a bu ilk vahyi Kuran'da şöyle haber verir:

Derken oraya geldiğinde, o kutlu yerdeki vadinin sağ yanında olan bir ağaçtan: "Ey Musa, Alemlerin Rabbi olan Allah Benim;" diye seslenildi. (Kasas Suresi, 30)
Nitekim ona gidince, kendisine seslenildi: "Ey Musa."
"Gerçekten Ben, Ben senin Rabbinim. Ayakkabılarını çıkar; çünkü sen, kutsal vadi olan Tuva'dasın."
"Ben seni seçmiş bulunuyorum; bundan böyle vahyolunanı dinle."
"Gerçekten Ben, Ben Allah'ım, Ben'den başka ilah yoktur; şu halde Bana ibadet et ve Beni zikretmek için dosdoğru namaz kıl." (Taha Suresi, 11-14)

Bu, Hz. Musa (as)'ın aldığı ilk vahiydir. Allah onu elçi olarak seçtiğini bildirmiştir. Allah ona bir ağaçtan seslenmiştir ve insanın dünyada ulaşabileceği en şerefli makamla şereflendirmiştir.

Tur'da gerçekleşen bu olayda dikkat edilmesi gereken önemli bir husus vardır: Allah'ın Hz. Musa (as) ile konuşması. Allah bir ağaçtan Hz. Musa (as)'a seslenmiştir. Allah, Hz. Musa (as)'a konuşacak kadar yakındır. Aslında Allah herkese konuşacak kadar yakındır. Mesela siz bu yazıları okurken de Allah size en yakındır. Sizinle konuşacak, sizin sesinizi duyacak ve size de sesini duyuracak kadar yakındır. Allah bizim her konuşmamızı duyacak kadar yakındır. Hatta biz fısıldasak bile O bizi duyar. Bu gerçeği Allah Kuran'da, "...Biz ona şah damarından daha yakınız." (Kaf Suresi, 16) ayetiyle haber verir. Allah, Hz. Musa (as)'a Kendisi'ni tanıtıp Rabbimiz olduğunu söyledikten sonra ona asasını sorar:

"Sağ elindeki nedir ey Musa?"
Dedi ki: "O, benim asamdır; ona dayanmakta, onunla davarlarım için ağaçlardan yaprak düşürmekteyim, onda benim için daha başka yararlar da var." (Taha Suresi, 17-18)

Kuşkusuz Hz. Musa (as)'ın elindekinin asa olduğunu Allah bilmektedir. Fakat Hz. Musa (as)'ı eğitmek ve ona Kendi gücünü göstermek için asasını atmasını istemiştir:

"Asanı bırak." (Attıktan hemen sonra) onun şimdi bir yılan gibi hareket ettiğini görünce, arkasına dönüp bakmaksızın kaçmaya başladı... (Kasas Suresi, 31)
"Asanı bırak;" (Bıraktı ve) onun çevik bir yılan gibi hareket ettiğini görünce, geriye doğru kaçtı ve arkasına bakmadı... (Neml Suresi, 10)

Hz. Musa (as), her zaman kullandığı asasının bir yılana dönüştüğünü görünce, ayetlerde bildirildiği gibi korkuya kapılmıştır. Ancak Allah bu olayla birlikte Hz. Musa (as)'ı eğitmiş, ona teslimiyeti ve Kendisinden başka hiçbir şeyden korkmamayı öğretmiştir:

..."Ey Musa, korkma; şüphesiz Ben(im); Benim yanımda gönderilen (elçiler) korkmaz." (Neml Suresi, 10)
Dedi ki: "Onu al ve korkma, Biz onu ilk durumuna çevireceğiz." (Taha Suresi, 21)

Hz. Musa (as), ayette bildirilen emir gereği asasını geri almıştır. Nitekim bu asa ileride, Firavun'a karşı kullanacağı bir mucize olacaktır. Allah, bunun ardından Hz. Musa (as)'a ikinci bir mucize daha vermiştir:

Elini koynuna sok, kusursuz olarak bembeyaz çıksın. (Kasas Suresi, 32)

Allah'ın Hz. Musa (as)'a lütfettiği ikinci mucize ise ayette haber verildiği üzere, elinin bembeyaz olmasıdır. Musa Peygamber ardı ardına gelişen bu olaylardan dolayı heyecana ve ayetin ifadesiyle dehşete kapılmıştı. Ancak Allah, ona korkmamasını ve bu mucizelerle Firavun'a gitmesini emretmiştir:

...Ve (her türlü) dehşetten yana kanatlarını kendine doğru çek. İşte bunlar, senin Rabbinden Firavun ve önde gelen adamlarına iki kesin-kanıt (mucize)dır. Gerçekten onlar, fasık bir topluluktur." (Kasas Suresi, 32)

Hz. Musa'nın Kendisine Yardımcı Olarak Hz. Harun’un İstemesi

Hz. Musa (as)'ın Allah'tan vahiy aldığı sırada vermiş olduğu cevaplar, onun samimiyetine dair örneklerle doludur. Hz. Musa (as), çekindiğini Allah'a çok samimi bir şekilde söylemiş ve O'ndan yardım dilemiştir. Örneğin Mısır kavminden birisini öldürdüğünü, onların da karşılık olarak kendisini öldürmelerinden endişe ettiğini söylemiştir. Hz. Musa (as)'ın bir diğer endişesi de kendisini iyi ifade edemeyeceğini düşünmesidir. Akıcı konuşamadığını düşünmüş ve Firavun'a iyi hitap edemeyeceği için endişelenmiştir. Bunun için, konuşması daha akıcı olan kardeşi Hz. Harun'un kendisine yardımcı olarak verilmesini istemiştir. Ayetlerde şöyle haber verilmektedir:

Dedi ki: "Rabbim, gerçekten onlardan bir kişi öldürdüm, beni öldürmelerinden korkuyorum.""Ve kardeşim Harun; dil bakımından o benden daha düzgün konuşmaktadır, onu da benimle birlikte bir yardımcı olarak gönder, beni doğrulasın. Çünkü onların beni yalanlamalarından korkuyorum." (Kasas Suresi, 33-34)
"Kardeşim Harun'u, Onunla arkamı kuvvetlendir. Onu işimde ortak kıl, böylece seni çok tesbih edelim. Ve seni çok zikredelim." (Taha Suresi, 30-34)

Hz. Musa (as)'ın Hz. Harun'u yardımcı olarak istemesindeki bir diğer hikmet de, yukarıdaki ayette görüldüğü gibi Allah'ı çokça zikredebilmektir. Hz. Musa (as), eğer iki kişi olurlarsa Allah'ı daha çok anacaklarını düşünmüştür. Gerçekten de inananların beraber olmaları, birbirlerini manen desteklemeleri, gafletten korunmaları açısından çok önemlidir ve bu nedenle Kuran'da inananların beraber olmaları pek çok ayetle öğütlenmektedir. Hz. Musa (as) ile ilgili bu kıssadan müminlerin kendilerine çıkarmaları gereken derslerden biri de budur.

Allah, Hz. Musa (as)'ın isteklerini kabul etmiştir. Ona hem tebliğde hem de kuvvet bakımından destek olması için Hz. Harun (as)'ı yardımcı olarak verdiğini bildirmiştir:

(Allah) Dedi ki: "Pazunu kardeşinle pekiştirip güçlendireceğiz; sizin ikinize de öyle bir 'güç ve yetki' vereceğiz ki, ayetlerimiz sayesinde size erişemeyecekler. Siz ve size uyanlar galip olanlarsınız." (Kasas Suresi, 35)

Allah aynı olayı, başka ayetlerde de şöyle haber verir:

Dedi ki: "Rabbim, benim göğsümü aç.""Bana işimi kolaylaştır.""Dilimden düğümü çöz;""Ki söyleyeceklerimi kavrasınlar.""Ailemden bana bir yardımcı kıl." (Taha Suresi, 25-29)
"Şüphesiz sen bizi görüyorsun."(Allah) Dedi ki: "Ey Musa istediğin sana verilmiştir. (Taha Suresi, 35-36)

Hz. Musa (as)'ın isteklerine baktığımızda, tüm isteklerini Allah'a çok samimi bir üslupla açıkladığını, bunlar için Allah'a dua edip yardım istediğini görüyoruz. Hz. Musa (as)'ın duasındaki bu samimiyet, tüm insanlara da örnektir. İnsan Allah'a, tüm samimiyeti içinde, aczini ve fakrini bilerek ve Allah'ın herşeyi kuşattığının farkında olarak dua etmelidir. Allah herşeyi bildiğine, insanın yaşadığı her olaya şahit olduğuna, insanın aklından geçen herşeyden haberdar olduğuna göre, insanın Allah'tan bir şeyi gizlemeye, örtmeye çalışmasına hiç gerek yoktur.

Kısacası her insan, Allah'a, dünyada hiçbir insana karşı olmadığı kadar samimi ve içten bir şekilde yönelmelidir.

Hz. Musa (a.s.)'nın Kendisine Yardımcı Olarak Hz. Harun (a.s.)'u İstemesi

Hz. Musa (as)'ın Allah'tan vahiy aldığı sırada vermiş olduğu cevaplar, onun samimiyetine dair örneklerle doludur. Hz. Musa (as), çekindiğini Allah'a çok samimi bir şekilde söylemiş ve O'ndan yardım dilemiştir. Örneğin Mısır kavminden birisini öldürdüğünü, onların da karşılık olarak kendisini öldürmelerinden endişe ettiğini söylemiştir. Hz. Musa (as)'ın bir diğer endişesi de kendisini iyi ifade edemeyeceğini düşünmesidir. Akıcı konuşamadığını düşünmüş ve Firavun'a iyi hitap edemeyeceği için endişelenmiştir. Bunun için, konuşması daha akıcı olan kardeşi Hz. Harun'un kendisine yardımcı olarak verilmesini istemiştir. Ayetlerde şöyle haber verilmektedir:

Dedi ki: "Rabbim, gerçekten onlardan bir kişi öldürdüm, beni öldürmelerinden korkuyorum.""Ve kardeşim Harun; dil bakımından o benden daha düzgün konuşmaktadır, onu da benimle birlikte bir yardımcı olarak gönder, beni doğrulasın. Çünkü onların beni yalanlamalarından korkuyorum." (Kasas Suresi, 33-34)
"Kardeşim Harun'u, Onunla arkamı kuvvetlendir. Onu işimde ortak kıl, böylece seni çok tesbih edelim. Ve seni çok zikredelim." (Taha Suresi, 30-34)

Hz. Musa (as)'ın Hz. Harun'u yardımcı olarak istemesindeki bir diğer hikmet de, yukarıdaki ayette görüldüğü gibi Allah'ı çokça zikredebilmektir. Hz. Musa (as), eğer iki kişi olurlarsa Allah'ı daha çok anacaklarını düşünmüştür. Gerçekten de inananların beraber olmaları, birbirlerini manen desteklemeleri, gafletten korunmaları açısından çok önemlidir ve bu nedenle Kuran'da inananların beraber olmaları pek çok ayetle öğütlenmektedir. Hz. Musa (as) ile ilgili bu kıssadan müminlerin kendilerine çıkarmaları gereken derslerden biri de budur.

Allah, Hz. Musa (as)'ın isteklerini kabul etmiştir. Ona hem tebliğde hem de kuvvet bakımından destek olması için Hz. Harun (as)'ı yardımcı olarak verdiğini bildirmiştir:

(Allah) Dedi ki: "Pazunu kardeşinle pekiştirip güçlendireceğiz; sizin ikinize de öyle bir 'güç ve yetki' vereceğiz ki, ayetlerimiz sayesinde size erişemeyecekler. Siz ve size uyanlar galip olanlarsınız." (Kasas Suresi, 35)

Allah aynı olayı, başka ayetlerde de şöyle haber verir:

Dedi ki: "Rabbim, benim göğsümü aç.""Bana işimi kolaylaştır.""Dilimden düğümü çöz;""Ki söyleyeceklerimi kavrasınlar.""Ailemden bana bir yardımcı kıl." (Taha Suresi, 25-29)
"Şüphesiz sen bizi görüyorsun."(Allah) Dedi ki: "Ey Musa istediğin sana verilmiştir. (Taha Suresi, 35-36)

Hz. Musa (as)'ın isteklerine baktığımızda, tüm isteklerini Allah'a çok samimi bir üslupla açıkladığını, bunlar için Allah'a dua edip yardım istediğini görüyoruz. Hz. Musa (as)'ın duasındaki bu samimiyet, tüm insanlara da örnektir. İnsan Allah'a, tüm samimiyeti içinde, aczini ve fakrini bilerek ve Allah'ın herşeyi kuşattığının farkında olarak dua etmelidir. Allah herşeyi bildiğine, insanın yaşadığı her olaya şahit olduğuna, insanın aklından geçen herşeyden haberdar olduğuna göre, insanın Allah'tan bir şeyi gizlemeye, örtmeye çalışmasına hiç gerek yoktur.

Kısacası her insan, Allah'a, dünyada hiçbir insana karşı olmadığı kadar samimi ve içten bir şekilde yönelmelidir.

Hz. Musa (a.s.) Kıssası Ve Kaderin Sırrı

Tur Dağı'ndaki vahiy sırasında Allah, Hz. Musa (as)'a lütuf olarak kardeşi Hz. Harun (as)'ı destekçi kılacağını müjdelemiştir. Bundan sonra da Allah, Hz. Musa (as)'a daha önce verdiği nimetleri kendisine hatırlatmıştır:

"Andolsun, Biz sana bir defa daha lütufta bulunmuştuk."
"Hani, annene vahyolunan şeyi vahyetmiştik, (şöyle ki:)"
"Onu sandığın içine koy, suya bırak, böylece su onu sahile bıraksın; onu benim de düşmanım, onun da düşmanı olan biri alacaktır. Gözümün önünde yetiştirilmen için, Kendimden Sana bir sevgi yönelttim."
"Hani kız kardeşin gezinip; "Onu(n bakımını) üstlenecek birini size haber vereyim mi?" demekteydi. Böylece, seni annene geri çevirmiş olduk ki, gözü aydın olsun ve hüzne kapılmasın. Sen bir insan öldürmüştün de, Biz seni tasadan kurtarmış ve seni 'esaslı bir denemeden geçirip-denemiştik.' Medyen halkı arasında da yıllarca kalmıştın, sonra bir kader üzerine (buraya) geldin ey Musa. Seni Kendim için seçtim." (Taha Suresi, 37-41)

Bu ayetlerde pek çok kişinin habersiz olduğu veya tam olarak kavrayamadığı kader sırrı açıklanmaktadır. Hz. Musa (as), bebekliğinden elçi oluncaya kadar hayatının her anında, Allah'ın ezelde belirlediği kaderi doğrultusunda yaşamıştır. Bu kaderin içindeki her detay Allah'ın takdiridir. Örneğin önce de belirttiğimiz gibi, Hz. Musa (as)'ın bebek iken nehre bırakılan sandık içinde Firavun ailesine ulaşması, Allah'ın kaderde belirlediği binlerce detayla gerçekleşmiştir.

Hz. Musa (as)'ın hayatının sonraki aşamalarında da, kaderin mutlak hakimiyetini görmek mümkündür. Hz. Musa (as) kendi kavminden olan kişinin kavgasına katılmış ve şehirden ayrılmıştır. Medyen tarafına gitmiş ve orada o kadınlarla karşılaşmıştır. Medyen suyuna geldiğinde çobanlar orada olduğu için kadınlar kendi başlarına hayvanları sulayamamış ve Hz. Musa (as)'dan yardım istemişlerdir. Ardından da babaları olan şahıs Hz. Musa (as)'ı davet etmiş ve bunun üzerine Hz. Musa (as) Medyen'de bir hayata başlamıştır. Hz. Musa (as) anlaştığı süreyi tamamladıktan sonra ise geri dönmüş ve dönerken o ateşi görmüştür. Ateşin yanına ulaştığında da Allah'tan gelen vahyi almıştır. Hz. Musa (as)'ın daha doğduğunda nehirde başıboş bir sandık içinde yüzmesi, Firavun'un onu bulması, sarayda yetiştirilmesi, adamı yanlışlıkla öldürmesi, Mısır'dan ayrılması, kadınlarla karşılaşması, onlarla yıllarca yaşaması, bir aile kurması, sonra geri dönüş yoluna çıkması, vahiy alması ve bu esnada yaşadığı sayısız detayın hepsi Hz. Musa (as)'ın kaderinde olan ve doğumundan çok daha öncesinde Allah'ın belirlediği olaylardır. Bunların tek bir tanesinin bile gerçekleşmemesi veya farklı şekilde gerçekleşmesi mümkün değildir. Çünkü tüm insanların kaderi adeta bir video kasetteki film gibidir. Nasıl ki video kasetin içinden aradan bir sahneyi alıp çıkartamazsanız, insanın kaderindeki tek bir sahneyi de onun hayatından çıkarmak mümkün değildir. İnsanın kaderi her anıyla bir bütündür.

Ayette Allah Hz. Musa (as)'ın bir kader doğrultusunda kutsal vadi Tuva'ya geldiğini haber vermektedir:

...sonra bir kader üzerine (buraya) geldin ey Musa. (Taha Suresi, 40)

Bu konuyu iyi bir şekilde tefekkür etmek gerekir. Burada söz konusu olan kader, yalnızca Hz. Musa'ya ait değildir. Hz. Musa (as)'ın annesinin kaderinde Hz. Musa (as)'a hamile olmak vardır. Tam Hz. Musa (as)'ın doğacağı günde ve hatta saatte onu doğurması da Hz. Musa (as)'ın annesinin kaderidir. Hz. Musa (as)'ın annesinin de bir annesi ve bir babası vardır. Onların da kaderinde Hz. Musa (as)'ın annesini ebeveynleri olmak vardır. Bu, Hz. Musa (as)'ın babası ve tüm soyu için de daha da genişletilerek düşünülebilir.

Hz. Musa (as)'ın, Nil'de bebekken içinde yüzdüğü sandığı yapan marangoz ustası da kaderi doğrultusunda bunu yapmıştır. O sandığı yapacağı o daha henüz doğmadan Allah Katında belirlenmiş olan kaderindedir. O marangoz ustası da bir kader doğrultusunda doğmuş ve yaşamıştır. O marangoz ustasının doğumuna sebep olan kişiler de bir kader doğrultusunda yaşamışlardır.

Hz. Musa (as)'ın taraf olduğu kavgayı düşünelim. Bu kavga tam Hz. Musa (as)'ın orada olduğu anda gerçekleşmiştir. Eğer yüzeysel bir bakışla bakılacak olsa "başka bir anda olsaydı Hz. Musa (as) orada olmayacak ve olaylar farklı gelişecekti" diye düşünülebilir. Oysa bu çok yanlış bir değerlendirmedir. Hz. Musa (as)'ın dahil olduğu kavga da tam olması gerektiği anda ve olması gerektiği şekilde olmuştur, çünkü o olayı da Allah kaderde tespit etmiştir. Aynı kader gerçeği, kavga eden kişiler ve onların orada kavga etmelerini sağlayan sebepler için de geçerlidir. Aynı gerçek Hz. Musa (as)'a şehirden çıkmasını öğütleyen ve öldürüleceğini haber veren kişi için de geçerlidir. Medyen suyundaki çobanlar ve kadınlar da yine aynı kaderin bir parçasıdır.

Bunların hepsi düşünüldüğünde sadece Hz. Musa (as) değil, onunla ilişkili herşey aynı kaderin parçalarıdır. Bunu biraz daha geliştirerek düşünürsek göreceğiz ki biz de aynı kaderin parçalarıyız. Biz de sonsuz bilgi ve güç sahibi olan Allah'ın bizim için yarattığı kaderi yaşıyoruz. Hepimiz adımıza tespit edilmiş bir kader üzerine dünyaya geldik. Öleceğimiz an da bir kader üzerine olacaktır.

Kader aslında tüm hayatı kaplayan, İlahi bir bilgidir. Nasıl, Hz. Musa (as) doğduğunda elçi olacağı, yaşamındaki tüm evreleri geçireceği kaderinde belli ise, tüm insanlığın ve sizin de hayatınız aynı kaderin içindedir. Sizin bu kitabı okuyacağınız, Hz. Musa (as)'ın hayatı ile ilgili detayları öğreneceğiniz, Hz. Musa (as) bu olayları yaşarken hatta daha Hz. Musa (as) dünyaya gelmeden Allah Katında belirlenmiş bir kaderdir. Kader Allah'ın tespit ettiği ve O'ndan başka hiçbir varlığın iradesinin dahil olmadığı mutlak bir bütündür ve herşeyi kaplar. (Detaylı bilgi için Zamansızlık ve Kader Gerçeği ve Sonsuzluk Başlamış Durumda isimli kitaplarımıza başvurabilirsiniz.)

Firavun'a Yapılan Tebliğ Ve Kullanılacak Üslup

Allah, Hz. Musa (as) ile Hz. Harun (as)'ı Firavun'a gitmeden önce uyarmış, daima Kendisini anmalarını ve bunda hiçbir şekilde gevşeklik göstermemelerini emretmiştir:

"Sen ve kardeşin ayetlerimle gidin ve Beni zikretmede gevşek davranmayın." (Taha Suresi, 42)

Allah, Hz. Musa (as) ve Hz. Harun (as)'a Mısır'ın hakimi olan Firavun'a gitmelerini emretmiştir. Firavun'un kibir ve inkarında azmış durumda olduğunu bildirmiş, fakat yine de ona dini tebliğ ederlerken yumuşak bir üslupla konuşmalarını emretmiştir:

"İkiniz Firavun'a gidin, çünkü o, azmış bulunuyor."
"Ona yumuşak söz söyleyin, umulur ki öğüt alıp-düşünür veya içi titrer-korkar." (Taha Suresi, 43-44)

Bu ayetle de dikkat çekildiği gibi yumuşak söz söylemek, dinin tebliğ edilmesinde çok önemli bir üsluptur. Bir çok ayette de genel kaide olarak sözün güzel olanının seçilmesi emredilir. Burada ise karşıdaki kişinin azgın olmasına rağmen yumuşak söz söylenmesi emredilmektedir ki bu durum bizlere güzel bir üslubun dinin tebliğ edilmesinde ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterir.

Allah'ın bu emri üzerine Hz. Musa (as), samimi üslubuyla kalbindeki korkuyu tekrar dile getirmiştir. Firavun'un onu öldürmesinden endişe ettiğini Rabbimiz'e söylemiştir:

Dediler ki: "Rabbimiz, gerçekten, onun bize karşı 'taşkın bir tutum takınmasından' ya da 'azgın davranmasından' korkuyoruz." (Taha Suresi, 45)
(Musa) Dedi ki: "Rabbim, gerçekten onlardan bir kişi öldürdüm, beni öldürmelerinden korkuyorum." (Kasas Suresi, 33)

Hz. Musa (as)'ın bu cevabına karşılık Allah, ona bir defa daha onunla beraber olduğunu, onu gördüğünü ve duyduğunu hatırlatmıştır. Ayrıca Hz. Musa (as)'a ve Hz. Harun (as)'a Firavun'a gidip, İsrailoğulları'nı kendileriyle beraber yollamasını istemelerini emretmiştir:

"Haydi ona gidin de deyin ki: Biz senin Rabbinin elçileriyiz, İsrailoğulları'nı bizimle birlikte gönder ve onlara (artık) azab verme. Sana Rabbinden bir ayetle geldik. Selam, hidayete tabi olanların üzerine olsun." (Taha Suresi,47)

Dikkat edilirse Hz. Musa (as)'ın Firavun'la olan diyaloğunda denemeden geçirilen tek kişi Firavun değildir. Hz. Musa (as)da imtihandan geçirilmektedir. Hz. Musa (as) Firavun'dan endişe etmekte, onun kendisini öldürmesinden çekinmektedir. Ama Allah Hz. Musa (as)'a Firavun'a gitmekten daha fazlasını emretmekte, İsrailoğulları'nı kendisiyle göndermesi için Firavun'dan istekte bulunmasını da bildirmektedir. Tüm Mısır'ın tartışılmaz hakimi konumunda olan, insanların ilahlaştırma (Allah'ı tenzih ederi) derecesinde itaat ettikleri Firavun'a gidip, onun yanlış yolda olduğunu açıkça söylemek, dahası köle durumundaki İsrailoğulları'nın hürriyetini talep etmek, elbette dönemin koşulları içinde görünürde son derece tehlikeli bir iştir. Ancak Hz. Musa (as) ve Hz. Harun (as), Allah'ın koruması altında hareket ettikleri için mutlak bir güvenlik içinde olduklarını bilmiş ve Rabbimiz'e olan güvenin verdiği rahatlıkla bu emri yerine getirmişlerdir. Allah onlara bu gerçeği "korkmayın" emriyle hatırlatmıştır:

(Allah) Dedi ki: "Korkmayın, çünkü Ben sizinle birlikteyim; işitiyorum ve görüyorum." (Taha Suresi, 46)

Firavun'un Çarpık Mantığı

Hz. Musa (as), Tur Dağı'nda vahiyle birlikte Rabbimiz'den büyük bir ilim almış ve Allah onu özellikle iki konuda eğitmiştir: Kader ve tevekkül. Allah, Hz. Musa (as)'a tüm yaşantısının bir kader üzerine olduğunu ve oraya bir kader üzerine geldiğini bildirmiştir. Firavun'dan korkmaması ve Rabbimiz'e tevekkül etmesi gerektiğini vahyetmiştir. Allah onunla birliktedir, onu görmektedir ve onun yardımcısıdır. Bu şuurla hareket eden Hz. Musa (as) ve Hz. Harun (as), Kuran'da bildirildiği gibi "suçlu-günahkar bir kavim" olan Firavun ve çevresine gitmişlerdir:

Sonra bunların ardından Firavun'a ve onun önde gelen çevresine Musa'yı ve Harun'u ayetlerimizle gönderdik. Fakat onlar büyüklendiler. Onlar suçlu-günahkar bir kavimdi. (Yunus Suresi, 75)

Kuran'da Hz. Musa (as) ile Firavun arasında geçen konuşmalar aktarılmaktadır. Bu konuşmalarda Firavun'un soru ve cevaplarına baktığımızda, çok çarpık ve çelişkili düşünceleri olduğu göze çarpar. Firavun'un ifadelerinden, onun Hz. Musa (as)'ın sözlerini dinlemek yerine, kendi düşük aklınca onu yenmek ve yalanlamak için uğraştığı görülür. Elbette bu asla ulaşamayacağı bir sonuçtur. Firavun bunu yaparken bazen etrafındakilerden yardım almaya çalışır, bazen de etrafındakileri kendi çarpık mantığına ikna etmek için çaba harcar. Hz. Musa (as)'ın Firavun'la olan bir diyaloğu şu şekildedir:

(Firavun onlara) Dedi ki: "Sizin Rabbiniz kim ey Musa?"
Dedi ki: "Bizim Rabbimiz, herşeye yaratılışını veren, sonra doğru yolunu gösterendir."
(Firavun) Dedi ki: "İlk çağlardaki nesillerin durumu nedir öyleyse?"
Dedi ki: "Bunun bilgisi Rabbimin Katında bir kitaptadır. Benim Rabbim şaşırmaz ve unutmaz."
"Ki (Rabbim), yeryüzünü sizin için bir beşik kıldı, onda sizin için yollar döşedi ve gökten su indirdi; böylelikle bununla her tür bitkiden çiftler çıkardık."
"Yiyin ve hayvanlarınızı otlatın. Şüphesiz, bunda sağduyu sahipleri için elbette ayetler vardır.
Sizi ondan yarattık, ona geri vereceğiz ve sizi bir kere daha ondan çıkaracağız." (Taha Suresi, 49-55)

Hz. Musa (as), Firavun ve çevresine bu apaçık tebliği yapınca onların tavrı bunu akıl ve vicdanla değerlendirmek yerine atalarının diniyle değerlendirmek oldu. Onların batıl dinine göre Firavun ilahtı (Allah'ı tenzih ederiz) ve bu batıl dinin mensupları Allah'ın varlığını kabul etmiyorlardı:

Musa, onlara apaçık olan ayetlerimizle geldiği zaman: "Bu, düzüp uydurulmuş bir büyüden başkası değildir. Biz geçmiş atalarımızdan bunu işitmedik" dediler. (Kasas Suresi, 36)

Bu ayetten de anlaşıldığı gibi Firavun kavmi, Hz. Musa (as)'ın Allah'ın varlığını ve birliğini anlatmasındaki amacın, kendi atalarının sapkın dinini değiştirerek gücü eline almak olduğu yanılgısına kapıldılar. Çünkü Firavun ve çevresinin kendi sapkın dinlerinden kaynaklanan birtakım imtiyazları vardı. Eğer bu batıl din değişirse Firavun bütün gücünü kaybedecekti. Hz. Musa (as)'a ve Rabbimiz'in ona vahyettiği dine de bu çarpık bakış açısıyla bakıyorlar, nasıl Firavun ve etrafındakiler halkı eziyorlarsa bu kez sistemin değişip tam tersi olacağını zannediyorlardı. Firavun ve kavminin Hz. Musa (as) ve Hz. Harun (as)'a verdikleri bildirilen aşağıdaki cevap, bu yüzeysel bakış açılarının açık bir ifadesidir:

Onlar: "Siz ikiniz, bizi atalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol)dan çevirmek ve yeryüzünde büyüklük sizin olsun diye mi bize geldiniz? Biz, sizin ikinize inanacak değiliz" dediler. (Yunus Suresi, 78)

Oysa ayette bildirilen, Firavun ve çevresinin 'yeryüzünde büyüklük sizin olsun diye mi bize geldiniz?' şeklindeki söz konusu suçlamaları, tamamen samimiyetsiz bir iftiraydı. Hz. Musa (as) Mısır'a hakim olmayı değil, sadece Firavun'un, İsrailoğulları'nı kendisi ile göndermesini istiyordu. Hz. Musa (as)'ın talebi, köle olarak kullanılan ve sürekli zulüm altında bulunan İsrailoğulları'nın serbest bırakılması ve onların Mısır'dan gitmelerine izin verilmesiydi:

Musa dedi ki: "Ey Firavun, gerçekten, ben alemlerin Rabbinden (gönderilme) bir elçiyim."

"Benim üzerimdeki yükümlülük, Allah'a karşı ancak gerçeği söylemektir. Rabbinizden size apaçık bir belge ile geldim. Artık İsrailoğulları'nı benimle gönder." (Araf Suresi, 104-105)

Ancak bu talebe hiçbir şekilde yanaşmayan Firavun, Hz. Musa (as)'a karşı çeşitli yöntemler denedi. Hz. Musa (as)'ın kendi sarayında büyüdüğünü hatırlatan Firavun, bununla hem Hz. Musa (as)'ı kendi düşük aklınca minnet altında bırakmaya hem de çevredeki kişilerin gözünde onu sözde küçük düşürmeye çalıştı. Dahası, Hz. Musa (as)'ın daha önceden yanlışlıkla öldürdüğü adam konusunu da gündeme getirerek onu kendi aklınca zor duruma düşürmeye çabaladı. Hz. Musa (as)'ın tüm bunlara verdiği cevap ise, kadere tam teslim ve razı olmuş örnek mümin cevabıydı. Kuran'da şöyle bildirilmektedir:

(Gittiler ve Firavun:) Dedi ki: "Biz seni içimizde daha çocukken yetiştirip büyütmedik mi? Sen ömrünün nice yıllarını aramızda geçirmedin mi? Ve sen, yapacağın işi (cinayeti) de işledin; sen nankörlerdensin." (Musa) Dedi ki: "Ben onu yaptığım zaman şaşkınlardandım. Sizden korkunca da hemen aranızdan kaçtım; sonra Rabbim bana hüküm (ve hikmet) verdi ve beni gönderilen (elçilerden) kıldı." (Şuara Suresi, 18-21)

Konuşmasının devamında Hz. Musa (as), kendisinin saraya gelmesinin ve orada büyütülmesinin ona Firavun tarafından yapılan bir lütuf olmadığını aksine buna zulüm nedeniyle mecbur kaldığını söyledi. Ayette şu şekilde bildirilmektedir:


İsrailoğulları'nın Firavun'un emrinde köle olarak çalıştırılmasını gösteren bir Eski Mısır çizimi

"Bana karşı lütuf-dediğin nimet de, İsrailoğulları'nı köle kılmandan dolayıdır." (Şuara Suresi, 22)

Hz. Musa (as), ilk başta Firavun ve çevresinden korktuğunu söylemesine rağmen, Allah'ın onu uyarması ve onunla beraber olduğunu hatırlatması sayesinde korkusuzca ve tüm açıklığıyla Firavun'a tebliğini yaptı. Firavun Hz. Musa (as)'a ilk olarak Rabbimiz'i sordu:

Firavun dedi ki: "Alemlerin Rabbi nedir?"Dedi ki: "Göklerin, yerin ve bu ikisi arasında olan herşeyin Rabbidir. Eğer 'kesin bilgiyle inanıyorsanız' (böyledir)."Çevresindekilere dedi ki: "İşitiyor musunuz?"(Musa:) Dedi ki: "O sizin de Rabbiniz, geçmişteki atalarınızın da Rabbidir." (Şuara Suresi, 23-26)


Firavun'u kendisine getirilen esirler hakkında hüküm verirken gösteren bir tasvir.

Burada Hz. Musa (as), Firavun'un sorusuna cevap verirken atalarının dininin geçersiz olduğunu da anlatıyordu. Çünkü onların ataları da sapıklık içindeydiler. Allah geçmişteki atalarının da Rabbiydi. Nitekim Firavun bu gerçeğe cevap veremeyince, Hz. Musa (as)'ı iftira ve kendi aklınca tehditle yıldırmaya çalıştı:

(Firavun) Dedi ki: "Şüphesiz size gönderilmiş bulunan elçiniz, gerçekten bir delidir." "Eğer aklınızı kullanabiliyorsanız, O, doğunun da, batının da ve bunlar arasında olan herşeyin de Rabbidir" dedi (Musa). (Firavun) dedi ki: "Andolsun, benim dışımda bir ilah edinecek olursan, seni mutlaka hapse atacağım." (Şuara Suresi, 27-29)

Yukarıdaki ayetlerde görüldüğü gibi Hz. Musa (as), güçlü delil ve sözlerle Firavun'u fikren net olarak yenilgiye uğratınca, Firavun ona sözde delilik iftirasında bulunmuştur. Burada Firavun'un asıl amacı, çevresine bunu söyleyerek Hz. Musa (as)'ın etkisini kırmaya çalışmaktır. Hz. Musa (as)'ın etkileyici ve doğru sözleri Firavun'u kızdırmıştır. Ve bunun üzerine Firavun zorba karakterini bir kez daha açığa vurmuş, eğer buna devam eder ve kendisini ilah olarak kabul etmezse (Allah'ı tenzih ederiz), Hz. Musa'yı hapse atmakla tehdit etmiştir.

Bunun üzerine kendisinde elçiliğinin alameti olan belgelerin, delillerin olduğunu söyleyen Hz. Musa (as), Allah'ın kendisine verdiği iki mucizeyi Firavun'a göstermiştir:

(Musa) Dedi ki: "Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı?" (Firavun) Dedi ki: "Eğer doğru sözlü isen, onu getir." Bunun üzerine asasını bırakıverdi, bir de (ne görsünler) o, açıkça bir ejderha oluverdi. Elini de çekip çıkardı, bir de (ne görsün) o, bakanlar için 'parlayıp aydınlanıvermiş'. (Şuara Suresi, 30-33)

Hz. Musa (as) vasıtasıyla Allah'ın iki büyük mucizesini gören Firavun ve çevresi duydukları sözlere ve gördükleri mucizelere rağmen, büyük bir akılsızlık yaparak bunların ancak bir büyü vasıtasıyla yapıldığını düşündüler. Bu fikri birbirlerine telkin ederek bu mucizelerden etkilenmelerine engel olmaya çalıştılar:

(Firavun,) Çevresindeki önde gelenlere: "Bu" dedi, 'Doğrusu bilgin bir büyücüdür. Büyüsüyle sizi yurdunuzdan sürüp çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz?" (Şuara Suresi, 34-35)

Burada ortaya konulan mantık inkarcıların genel bir mantığıdır. Kuran'daki bir çok kıssada bu tarz kişiler ve tepkiler anlatılıp bu çarpık mantık gözler önüne serilir. Ataların dinine körü körüne bağlanmaya, delillerini gördüğü halde gerçeği reddetmeye dayanan bu düşünce, sadece Firavun ve çevresindekilerin gösterdikleri bir tavır değildir. İnkarcılar tarih boyunca hep bu şekilde kendilerine sözde çıkış yolu aramışlardır. Kuran'da kendini büyük görenlerin bu çarpık bakış açısı belirtilmiştir:

Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları ayetlerimden engelleyeceğim. Onlar her ayeti görseler bile ona inanmazlar; dosdoğru yolu (rüşd yolunu) da görseler, yol olarak benimsemezler, azgınlık yolunu, gördüklerinde ise onu yol olarak benimserler... (Araf Suresi, 146)

Firavun ve çevresi de ortada dosdoğru yol varken bunu benimsemek yerine inkarcılığı seçiyor ve azgınlık yolunu benimsiyorlardı. Kendilerine gösterilen mucizelere rağmen Hz. Musa (as) ile mücadeleye girişmeye karar verdiler. Elbette bu, Firavun ve çevresi için baştan kaybedilmiş bir mücadeleydi. Bunun için de kendi düşük akıllarınca 'büyücü" olmakla suçladıkları Hz. Musa (as)'a kendilerince sözde rakipler bulmaya kalktılar:

Dediler ki: "Onu ve kardeşini şimdilik bekletiver (vereceğin cezayı ertele), şehirlere de toplayıcılar yolla";
"Bütün bilgin büyücüleri sana getirsinler." (Araf Suresi, 111-112)

Firavun, Hz. Musa (as)'ın gösterdiği mucizelerin büyücü hilesi olduğunu iddia ediyordu. Kendi düşük aklınca bu mucizeleri kendi büyücüleri vasıtasıyla ortadan kaldırabileceğini zannediyordu. Böylece Hz. Musa (as)'ı sözde etkisiz kılacak ve kendisi daha itibarlı bir konuma gelecekti. Aslında Allah onları büyük bir yenilgiye ve helaka doğru yaklaştırıyordu. Hem de kendilerinden en emin oldukları yerden.

Kendi akıllarınca galip geleceklerinden o kadar emindiler ki buluşma yerinin ve zamanının da Hz. Musa (as) tarafından seçilmesine izin verdiler:

Dedi ki: "Ey Musa, sen bizi sihrinle yurdumuzdan sürüp çıkarmaya mı gelmiş bulunuyorsun?"
"Madem böyle, biz de sana buna benzer bir sihirle geleceğiz; şimdi sen, bir 'buluşma zamanı ve yeri' tesbit et, bizim de, senin de karşı olamayacağımız açık, geniş bir yer olsun" dedi.
(Musa) Dedi ki: 'Buluşma zamanımız, (ülkenin ulusal) bayram günü ve insanların toplanacağı kuşluk vakti (olsun)." (Taha Suresi, 57-59)

Hz. Musa (as) ayette geçen "buluşma zamanı" için bayram gününde insanların biraraya toplanacağı bir zaman seçmişti. Çünkü bu buluşmaya bütün insanların şahit olmasını istiyordu. Hz. Musa (as)'ın bu seçiminde çok üstün bir akıl ve hikmet vardı; böylece insanlar Hz. Musa (as)'ın tebliğine ve Firavun'la büyücülerinin uğradığı yenilgiye şahit olabileceklerdi. Bu buluşma zamanını Firavun da kabul etti. Ayetlerde şu şekilde bildirilmektedir:

Böylelikle Firavun arkasını dönüp gitti, hileli düzenini (yürütecek büyücüleri) biraraya getirdi, sonra geldi. Musa onlara dedi ki: "Size yazıklar olsun, Allah'a karşı yalan düzüp uydurmayın, sonra bir azab ile kökünüzü kurutur. Yalan düzüp uyduran gerçekten yok olup gitmiştir." Bunun üzerine, kendi aralarında durumlarını tartışmaya başladılar ve gizli konuşmalara geçtiler. Dediler ki: "Bunlar her halde iki sihirbazdır, sizi sihirleriyle yurdunuzdan sürüp-çıkarmak ve örnek olarak tutturduğunuz yolunuzu (dininizi) yok etmek istemektedirler." "Bundan ötürü, tuzaklarınızı biraraya getirin, sonra gruplar halinde gelin; bugün üstünlük sağlayan, gerçekten kurtuluşu bulmuştur." (Taha Suresi, 60-64)

Hz. Musa (a.si) Kıssasından Ahir Zamana İşaretler

Adnan Oktar: Taha Suresi'nde diyor ki Cenab-ı Allah Hz. Musa (as)'a, "Onu al ve korkma, Biz onu ilk durumuna çevireceğiz." Yani asası için. Sürekli Cenab-ı Allah "korkma" diyor Hz. Musa (as)'a. Bir korku hakim olduğu dönem. Korku yönüyle de biliyorsunuz Hz. Mehdi (as), Hz. Musa (as)'a benzer. Yani hep böyle korkulacak olayların olacağı bir ortam olacaktır. Hz. Mehdi (as) cesur olacak, fakat ortam korkulacak ortam olacak. "Elini koltuğuna sok, bir hastalık olmadan, başka bir mucize (ayet) olarak bembeyaz bir durumda çıksın." Beyaz bir ele dikkat çekiliyor ahir zamanda. O eli, diyor, insanlar oturduğu yerden görecekler. Beyaz bir el, ki bu Hz. Mehd (as)'ın elidir. İnşaAllah. Yatsı vaktinde çıkacak diyor zaten Hz. Mehdi. İnsanlar onu oturduğu yerden görecekler diyor, Hz. Mehdi (as)'ı diyor.

Sunucu: Oturduğu yerden görebilmesinin yolu da internet ve televizyon.

Adnan Oktar: Dedi ki: "Rabbim, benim göğsümü aç." Çok heyecanlı, göğsümü aç, yani bazen heyecandan kalbinde şiddetli çarpıntı oluyor Hz. Musa (as)'ın. "Bana işimi kolaylaştır." "Dilimden düğümü çöz." Heyecandan zaman zaman dili karışıyor Hz. Musa (as)'ın. Yani, heyecanlandığında konuşma güçlüğü çekiyor. Buna karşı, yani o durumdan kurtulmak için diyor ki, "Ailemden bana bir yardımcı kıl," "Kardeşim Harun'u" Yanımda diyor, yani, konuşacak birisi olsun ki heyecanlandığımda ona sözü vereyim, o devam ettirsin. Yani, dilim dolandığında. Hz. Mehdi (as)'ın da böyle bir özelliği vardır. Sağ elini sol dizine vurur diyor, Kastedilen aslında böyle bir olaydır. Yoksa sol dizine net vurma değil, mecazi anlamda. Onun da dilinde bir tutukluk olacaktır, Hz. Mehdi (as)'ın da zaman zaman. Yani heyecana bağlı olarak dilinde tutukluk olacaktır, ona dikkat çekiliyor. "Şüphesiz Sen bizi görüyorsun." diyor Hz. Musa (as). Şu anda da Allah bizi görüyor, her yönden, her yerden görüyor. "Şüphesiz, kıyamet-saati yaklaşarak gelmektedir." Ahir zamana dikkat çekiyor. Bakın diyor ki, "onun (koşup haberini) neredeyse gizleyeceğim." Kıyametin vaktini, bakın "onun (koşup haberini) neredeyse gizleyeceğim." Demek ki zamanı geldiğinde açıklanacak. Hiç haber vermeyeceğim demiyor Allah. Neredeyse gizleyeceğim diyor. Buradan anlıyoruz ki, Resullah (sav)'in hadislerinden de hani 7000 yılla ilgili olan hadislerden, diğer hadislerden de, bu olayın gerçekleşeceğini anlıyoruz inşaAllah.

"Onu sandığın içine koy, suya bırak, böylece su onu sahile bıraksın" Hz. Mehdi (as)'a burada işaret var. Demek ki su olan bir yerde, denizin kenarında olacak Hz. Mehdi (as). Bakın diyor ki, "su onu sahile bıraksın" demek ki sahile yakın bir yerde olacak Hz. Mehdi (as). Kuran'da bunlar hiç böyle boş yere anlatılmaz. Birşey anlatılır orada, bir sır anlatılır. Bir hikmet vardır. Mesela, Süleyman kıssasında, Zülkarneyn kıssasında, Kehf kıssasında hepsinde bir hikmet vardır. "Gözümün önünde yetiştirilmen için, Kendim'den sana bir sevgi yönelttim." Hz. Mehdi (as) da çok sevilecek ama sonradan. Başlangıçta herkes kaçıyor Hz. Mehdi (as)'dan. Nasıldı hadis?

Oktar Babuna: Kendi çobanından kaçan koyunlar gibi diyor.

Adnan Oktar: Evet, insanlar kaçacaklar. " Böylece, seni annene geri çevirmiş olduk." Bak babana demiyor, annene. Yani babası yok, annesi var sadece. Hz. Mehdi (as)'ın da babası olmayacak. Yani, vefat etmiş olacak küçük yaştayken, yetimdir Hz. Mehdi (as), ona işaret ediyor. " Böylece, seni annene geri çevirmiş olduk ki, gözü aydın olsun ve hüzne kapılmasın." Demek ki annesi öyle üzülebilecek bir insan, Hz. Musa (as)'ın annesi. Bu da bir işarettir. "Sen ve kardeşin ayetlerimle gidin." Yani, Hz. Mehdi (as) ve Hz. İsa (as). İki kardeştirler, ayetlerimle gidin. "İkiniz Firavun'a gidin, çünkü o, azmış bulunuyor." Şimdinin firavunu nedir? Darwinizm, materyalizmdir. "Ona mülayim söz söyleyin. Umulur ki öğüt alıp düşünür veya içi titrer korkar." Yani güzel söz söyleyin sert konuşmaktan kaçının, ağır konuşmaktan kaçının. Hakaretamiz konuşmaz Müslüman. Mülayim konuşacak. Bakın, diyor ki Cenab-ı Allah, "umulurki öğüt alıp düşünür", gururunu kırmak çok tehlikelidir insanların. Yani, bak seni nasıl hiza ettim demeyeceksin. Allah bildiriyor biz de vesile oluyoruz, diyeceksin. "Veya içi titrer korkar" belki Allah'tan korkar diyor Cenab-ı Allah. Bakın bir daha söylüyor, "Dedi ki: Korkmayın çünkü ben sizinle birlikteyim, işitiyor ve görüyorum." İşte ahirzamanın da bir işaretidir bu yani. Korku ortamında Müslüman korkmayacak. Allah'tan başka hiç bir şeyden korkmayacak. "Dedi ki: Bizim Rabbimiz herşeye yaratılışını veren..." Diyor ki Firavun önce, "Dedi ki sizin Rabbiniz kimdir Ey Musa?" Soru soruyor Musa'ya. "Dedi ki: Bizim Rabbimiz herşeye yaratılışını veren..." Bakın, ilk önce neyi anlatıyor, hangi konuyu anlatıyor? Yaratılışı anlatıyor. Biz ne yapıyoruz önce yaratılışı anlatıyoruz. İşte onun için yaratılışçılar diyorlar. Diyor ki, "bizim Rabbimiz herşeye yaratılışını veren, sonra doğru yolunu gösterendir." Sonra da din anlatılıyor doğru yol dindir, hak olan dindir. "Firavun dedi ki", bakın dikkat edin, çok önemli; "İlk çağlardaki nesillerin durumu nedir öyleyse?" onlar nasıl yaratıldı diyor, ilk insanlar. Var ya Darwinistler diyor ya mağara adamları, o zaman da bunlar inanıyorlar buna. Darwin'in aynı inancındalar. Ona delil getiriyor. O zaman onları açıkla bana diyor. Onlar da böyle ilkel varlıklardan insanların geliştiğine inanıyorlar. Yani Nil'in çamurlarından oluştuğuna. İlkel mahlukların sonradan evrimleşip, geliştiğine inanıyorlar. O zamanın evrimcisi bak Hz. Musa (as) ile ilk konuştuğu konu bu. Yaratılış konusu üstüne konuşuyor. Ve sorusu da bu. "Dedi ki ilk çağlardaki nesillerin durumu nedir öyleyse?", o zaman onu bana anlat diyor. "Dedi ki", Hz. Musa (as) cevap veriyor, " bunun bilgisi Rabbimin katında bir kitaptadır." Tabi ayetin ilk anlamı, kaderde o Allah Katında bellidir, herşeyi Allah yaratmıştır, onları da Allah yaratmıştır. Kaderinde olduğu için bütün insanlık yaratılıyor, onlar da kaderde neyse o şekildedir diyor. Ama ikinci bir işari anlamı olarak da Rabbimin Katında bir kitaptadır bunun cevabı. Bir kitap. Ahir zamandaki herhangi bir kitap olabilir. Herhangi bir eser olabilir. Yani onu, Darwinistlere haber veren herhangi bir eser. Buna da işaret eder aynı zamanda. Yani işari mana olarak. Ama ilk anlamı budur. "Benim Rabbim, şaşırmaz ve unutmaz." Diyolar ya onlar, yani tesadüfen oldu herşey. Cenab-ı Allah tesadüfün olmadığını bildiriyor, "Benim Rabbim şaşırmaz ve unutmaz" diyor, buna cevap veriyor. "Ki Rabbim yeryüzünü sizin için bir beşik kıldı." Yani yeryüzünü, bu sefer de bak yaratılış, kainatın yaratılışını söylüyor. Biz ne yapıyoruz, Big Bang'i anlatıyoruz, kainatın yaratılışını anlatıyoruz. Bakın bütün peygamberler, yaratılışı, dünyanın yapısını, ilk onların kafasına takılan konuları anlatıp ikna ediyorlar. "Onda sizin için yollar döşedi ve gökten su indirdi." Yani bütün herşeyi Allah yaratır diyor, "böylelikle bununla her tür bitkiler ve çiftler çıkardık." Bak bu sefer bitkilerin yaratışını anlatıyor. "Ve çiftler", çift olarak bütün bitkiler yaratılmış diyor. Daha yeni anladı biyoloji bilimi, çiftler olarak yaratıldığını bitkilerin. Değil mi? Erkek, dişi organ olduğunu daha yeni anladı. "Yiyin ve hayvanlarınızı otlatın. Şüphesiz bunda sağ duyu sahipleri için elbette ayetler vardır." Yani aklı başında normal düşünenler için ayetler vardır, diyor Cenab-ı Allah. "Yiyin" diyor bütün nimetlere, meyvalara, sebzelere herşeye dikkat çekiyor Cenab-ı Allah. "Hayvanlarınızı otlatın", bak önce bitkiler sonra hayvanlardan. Yani kuzular, keçiler, koyunlar artık ne varsa hepsi. Hayvanlarınızı otlatın yani Allah'ın verdiği nimetleri de düşünün diyor Allah. "Şüphesiz" diyor Allah, "bunda sağ duyu sahipleri için elbette ayetler vardır. Sizi ondan yarattık ona geri vereceğiz" yani topraktan yaratıldınız bu sefer de ölümü anlatıyor. Geri toprağa döneceksiniz. Sizi bir kere daha oradan çıkaracağız. Yerden kalkıp canlanacaksınız ahirete geçeceksiniz diyor. "Andolsun" diyor bak, Cenab-ı Allah, "biz ona ayetlerimizin tümünü gösterttik fakat o yalanladı ve ayak diretti." Şimdi ne yapıyorlar, hem yalanlıyorlar hem ayak diretiyorlar. "Dedi ki: Ey Musa, sen bizi sihrinle yurdumuzdan sürüp çıkarmaya mı gelmiş bulunuyorsun?" Yani sıkışınca bu sefer siyasi suç itham etme. Çete suçlamasında bulunuyor, yani bir örgüt olarak devleti mi yıkacaksın, bize mi zarar vereceksin, nedir yani senin çıkarın? "Ey Musa sen bizi sihrinle, büyü yapıyorsun" diyor yani yalan yaptıkların diyor. "Yurdumuzdan" yani milliyetçi bir söylem kullanarak ona karşı bir psikolojik baskı yapmaya çalışıyor. Sahtekarlık yaparak. "Sürüp çıkarmaya mı gelmiş bulunuyorsun?" Bize zarar vereceksin diyor, yıkacaksın, sistemimizi yıkacaksın. Madem böyle biz de sana buna benzer bir sihirle geleceğiz. Şimdi bizim karşımıza değil mi onlar da uydurma izahlarla geliyorlar, işte abuk subuk izahlarla geliyorlar görüyorsunuz. "Şimdi bir buluşma zamanı ve yeri tespit et. Bizimle senin de karşı olamayacağımız açık ve geniş bir yer olsun." Biz ne yapıyoruz şu an. Bütün milletin gözünün önünde televizyonlarda tartışıyoruz. Bakın, ayet ne diyor? "Bizim de senin de karşı çıkamayacağımız açık, geniş", geniş niçin, bütün halk duysun. "Musa dedi ki buluşma zamanımız bayram günü, bayram günü ve insanların toplanacağı kuşluk vakti olsun." En kalabalık olduğu vakti seçelim diyor. En fazla kitleye hitap edelim diyor. "Böylelikle Firavun arkasını dönüp gitti hileli düzenini biraraya getirdi sonra geldi." Yani birçok adamlarını, profesörlerini, doçentleri ne varsa kendi kafasına göre, onları topluyor, o devre göre. "Musa onlara dedi ki size yazıklar olsun, Allah'a karşı yalan düzüp uydurmayın sonra bir azap ile kökünüzü kurutur", Allah bir bela verir size diyor, ekonomik çöküntü olabilir başka türlü olabilir, di mi herşey olabilir. "Yalan düzüp uyduran gerçekten yok olup gitmiştir" diyor Hz. Musa. "Bunun üzerine kendi aralarında durumlarını tartışmaya ve gizli konuşmalara başladılar" tam bir masonik yöntem bu. Bak, üst elit tabaka kendi aralarında durumlarını tartışmaya ve gizli konuşmalara başladılar. Masonluğun özelliği gizliliktir. Ketumiyet ve gizlilik. O devrin masonudur firavun. Ve o devirden kalma yazılarda sembollerde bütün masonik sembolleri görüyoruz. Yani bütün masonik sembolleri vardır, Firavun da o devrin masonudur. Yani meşriki azamdır yani en yüksek dereceli masondur. "Dediler ki bunlar herhalde iki sihirbazdır." Onların aleyhinde propagandaya başlıyorlar. O devrin basını, televizyonu, radyoları. "Sizi sihirleriyle yurdunuzdan sürüp çıkarmak", bak, iftiraya bak yani halkı en tahrik edecek şey bu diyorlar. Yani onları vatanını milletini elinden alacak senin diyor, yok edecek seni diyor. "Ve örnek olarak, tutturduğunuz yolunuzu, dininizi yok etmek istiyor." Ahir zamanda çıkacak İstanbul'daki hoca ne diyecekti Hz. Mehdi (as)'a?

Sunucu: Evet, dinimizi yok ediyor, dinsizliğe sevk ediyor diyecekti evet.

Adnan Oktar: Bu ne diyor? Örnek olarak tutturduğunuz yolunuzu dininizi yok etmek istiyorlar bak, dininizi yok etmek istiyorlar. Aynısı, Hz. Mehdi (as)'a olan hitabın aynısı. Tarih değişiyor vakalar değişmiyor. Allah'ın sünneti değişmiyor hep aynı. "Bundan ötürü tuzaklarınızı biraraya getirin", bak tuzak hazırlıyorlar Hz. Mehdi (as)'a. O zaman da Hz. Musa (as)'a yapıyorlar. "Sonra gruplar halinde gelin", yani onlara meydan okuyor Hz. Musa (as). "Bundan ötürü sonra tuzaklarınızı biraraya getirin, sonra gruplar halinde gelin" beşer beşer, onar onar yani hepiniz gelin diyor. Ne kadarınız varsa diyor, gelin. "Bugün üstünlük sağlayan gerçekten kurtulmuştur." Ama bunlar tabi meydan okuyorlar, bundan ötürü bak tuzaklarınızı bir araya getirin sonra gruplar halinde gelin, bugün üstünlük sağlayan gerçekten kurtulmuştur. "Ey Musa dediler ya sen at, asanı, önce veyahut biz atalım." Yani ya sen tartışmaya başla ilk delilini ver ya biz atalım diyorlar. Bak "tuzaklarınızı biraraya getirin sonra gruplar halinde gelin, bugün üstünlük sağlayan gerçekten kurtulmuştur." Önce bir oyun hazırlıyorlar. İnşaAllah. "Dedi ki, hayır siz atın, sonra hemen ne görsün sihirlerinden dolayı ipleri ve asaları kendisine gerçekten koşuyormuş gibi göründü" yani darwinistler de öyle deliller veriyor ki insanlar hakikaten varmış zannediyorlar. Halbuki çizim, değil mi ne rekonstrüksiyon diyorlar. Hayali çizimler. "Kendisine gerçekten koşuyormuş gibi göründü" diyor. "Musa bu yüzden kendi içinde bir tür korku duymaya başladı" yani, bunlarlan nasıl ben şey yapacağım. "Korkma dedik" diyor Allah bak bir daha korkma dedik. "Muhakkak sen üstün geleceksin." Hz. Mehdi (as) da yani illa ki üstün gelecek. "Sağ elindekini atıver onların yaptıklarını yutacaktır. Çünkü onların yaptıkları yalnızca büyücü hilesidir, büyücü ise nereye varsa kurtulamaz." Sağ elindekini atınca ne ispat ediyor, yaratılışı ispat ediyor. Çünkü hepsini yutuyor, bir anda yılan oluşuyor. Evrim yok. Evrimin olmadığını görüyorlar. Değil mi? bak, "çünkü onların yaptıkları yalnızca büyücü hilesidir büyücü ise nereye varsa kurtulamaz. Bunun üzerine büyücüler secdeye kapandılar." İmana geliyorlar. "Harun'un ve Musa'nın Rabbine iman ettik dediler." Harun'un ve Musa'nın Rabbine iman ettik. Yani hak peygamber olduklarına, diyor onların getirdiği hak dine iman ettik diyorlar. "Firavun dedi ki, ben size izin vermeden önce ona inandınız öyle mi?" O zamanın işte iddia edilen Ergenekon örgütü. O zamanın firavunu ve deccali. Bak, ona sorulacak yani iman etmek için adamın iddiasını görüyor musun? Yani alçağın ifadesine bakın. Sen kimsin?

"Şüphesiz o size büyüyü öğreten büyüğünüzdür." Yani Hz. Musa (as)'ı da küçük düşürmeye çalışıyorlar. Büyüyü size o öğretti diyor. Zaten büyü diyor yaptıklarınız yalan diyor ve Hz. Musa (as)'ı suçluyor. "O halde ben de ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz olarak keseceğim" tam iddia edilen ergenekon örgütünün zulüm yöntemlerinden, "keseceğim ve sizi hurma dallarında sallandıracağım." Asacağım sizi diyor. "Siz de elbette hangimizin azabı daha şiddetliymiş ve daha sürekliymiş öğrenmiş olacaksınız" yani Haşa Allah'ın azabı mı benim azabım mı o zaman anlayacaksınız diyor. Haşa. "Dediler ki bize gelen apaçık delillere", şimdi biz de şimdi apaçık delil veriyoruz değil mi "ve bizi Yaratana seni asla tercih edip seçmeyiz." Meydan okuyorlar. Asla sana bağlanmayız diyorlar.

"Neyse hükmünü yürütebileceksen durmaksızın hükmünü yürüt." Elinden geleni arkana koyma diyorlar. "Sen yalnızca bu dünya hayatında hükmünü yürütebilirsin." Başka da birşey yapamazsın diyorlar. En fazla şehit edersin. O da zaten aradığı birşey. MaşaAllah. "Gerçekten biz Rabbimiz'e iman ettik" diyor, Elhamdülillah MaşaAllah, "günahlarımızı ve sihir dolayısıyla bizi kendisine karşı zorlayarak sürüklediğin suçumuzu bağışlasın." İddia edilen Ergenekon örgütü nasıl insanlara suç işletiyor, cinayet işletiyor, ahlaksızlık yaptırıyor, bak diyor ki, "günahlarımızı ve sihir dolayısıyla bizi kendisine karşı zorlayarak", şu anda da zorlayarak insanlara ahlaksızlık yaptırıyorlar, o değil mi iddia edilen ergenekon örgütüne zorla üye ediyorlar insanı. "Sürüklediğin", bak sürükleme ne demek, zorlamak. "Suçumuzu bağışlasın Allah" diyor. Daha hayırlıdır, daha süreklidir. "Allah daha hayırlıdır ve daha süreklidir" diyor. Cenab-ı Allah. "Gerçek şu ki kim Rabbine suçlu günahkar olarak gelirse hiç şüphe yok onun için cehennem vardır onun içinde ne ölebilir ne dirilebilir." Ölmeyi diliyorlar fakat ölemiyorlar. Kurtulmak istiyor kurtulamıyor. Ayet ona dikkat çekmiş.

"Kim ona iman edip salih amellerde bulunarak ona gelirse işte onlar, onlar için de yüksek dereceler vardır içlerinde ebedi kalacakları altından ırmaklar akan Adnen cennetleri de onlarındır. Ve işte bu arınmış olanların karşılığıdır." Adnen. Peygamberimiz (sav) de biliyorsun Ben-i Adnan'dır. Evet onun soyudur. Evet güzel bir isim. Kuran'da geçen bir isim. Kendi ismim olduğundan da çok hoşuma gidiyor tabi, maşaAllah.

Eski Mısır Hükümdarlarının Ünvanları

Eski Mısır tarihi boyunca bu ülkede yaşamış olan tek peygamber Hz. Musa (as) değildir. Hz. Yusuf (as) da Hz. Musa (as)'dan çok daha önce Mısır'da yaşamış bir peygamberdir.

Kuran'da bildirilen Hz. Musa (as) ile Hz. Yusuf (as) kıssalarında önemli bir bilgi daha vardır. Hz. Yusuf (as) zamanında yaşayan Mısır hükümdarını tanımlamak için Kuran'da "melik" kelimesi geçer:

Hükümdar (melik) dedi ki: "Onu (Yusuf'u) bana getirin, onu kendime bağlı kılayım." Onunla konuştuğunda da (şöyle) dedi: "Sen bugün bizim yanımızda (artık) önemli bir yer sahibisin, güvenilir (bir danışman-yönetici)sin." (Yusuf Suresi, 54)

Buna karşılık, Hz. Musa (as) zamanında yaşayan hükümdar için Kuran'da "Firavun" kelimesi kullanılmaktadır:

Andolsun, Biz Musa'ya apaçık dokuz ayet (mucize) vermiştik; işte İsrailoğullar'ına sor; onlarageldiği zaman Firavun ona: "Gerçekten ben seni büyülenmiş sanıyorum" demişti. (İsra Suresi, 101)

Mısır'ın bu iki yöneticisinin farklı isimlendirilmesinin nedenini tarihi kayıtlar bize açıklamaktadır. Firavun kelimesi aslında eski Mısır'daki kraliyet sarayına verilen isimdi. Eski krallık döneminde hükümdarlar bu ismi kullanmıyorlardı. Firavun kelimesinin ülkenin başındaki kişinin ismi haline gelmesi, Mısır tarihinin "Yeni Krallık Dönemi"nde olmuştur. Bu dönem 18. hanedan ile başlamış (M.Ö. 1539-1292) ve 20'inci hanedanlığa gelindiğinde (M.Ö. 945-730) "firavun" kelimesi saygı amacıyla kullanılan bir söz halini almıştır.

İşte Kuran'daki mucizevi üslup burada bir kez daha ortaya çıkmaktadır: Hz. Yusuf (as)'ın hayatı Eski Krallık dönemine denk gelmektedir ve bu nedenle Mısır hükümdarı için "firavun" değil "melik" kelimesi kullanılmıştır. Mz. Musa'nın hayatı ise Yeni Krallık dönemine denk geldiği için Mısır hükümdarı Kuran'da "firavun" olarak tanımlanmıştır.

Elbette böyle bir ayrım yapabilmek için, Mısır tarihini bilmek gerekir. Oysa başta da belirttiğimiz gibi Eski Mısır'ın tarihi, Mısır alfabesinin okunamaması nedeniyle, 4. yüzyılda tamamen unutulmuş ve ancak 19. yüzyılda yeniden çözülmüştür. Dolayısıyla Kuran'ın vahyedildiği dönemde hiç kimsenin Eski Mısır tarihi hakkında detaylı bir bilgisi yoktur. Bu husus, Kuran'ın Allah sözü olduğunu ispat eden sayısız delilden biridir.

Hz. Musa'nın Büyücülerle Mücadelesi

Hz. Musa (as)'a karşı mücadele etmeleri için Mısır'ın dört bir yanından toplanan bütün sihirbazlar, Firavun'a geldiler. Firavun kendisinin mutlaka üstün geleceğini zannediyordu. Böyle bir mücadelenin ardından o ve çevresindekiler kendi hükümdarlıklarını koruyacaklardı. Firavun ve çevresi kendi düşük akıllarınca böyle bir düzen planlarken, düzen kurucuların en büyüğünün ve en hayırlısının Allah olduğunu tamamen göz ardı etmişlerdir. Oysa Allah, inkar edenlerin tüm tuzaklarını bozandır ve sonunda üstün gelenler sadece salih müminlerdir. Büyücüler ise bu mücadeleyi kazanırlarsa Firavun'dan nasıl bir armağana ulaşacaklarını merak ediyorlardı:

"Bütün bilgin büyücüleri sana getirsinler." Sihirbazlar Firavun'a gelip dediler ki: "Eğer biz galip olursak, herhalde bize bir karşılık (armağan) var, değil mi?", "Evet" dedi. "(O zaman) Siz en yakın(larım) kılınanlardan olacaksınız." (Araf Suresi, 112-114)

Firavun, kendince saltanatını pekiştirecekti, büyücüler de Firavun'a yakın olacak ve menfaat elde edeceklerdi. Bir tarafta Mısır'ın tüm bilgin büyücüleri, diğer tarafta ise daha önceden tanıdıkları ve köle bir kavmin mensupları olan Hz. Musa (as) ve Hz. Harun (as) vardı. Kimin önce başlayacağına Hz. Musa (as)'ın karar vermesini kabul ettiler:

"Ey Musa" dediler. Ya sen (asanı) at veya önce biz atalım."
Dedi ki: "Hayır, siz atın." Sonra hemen (ne görsün), sihirlerinden dolayı, onların ipleri ve asaları kendisine gerçekten koşuyormuş gibi göründü. (Taha Suresi, 65-66)

Sihirbazlar sihirlerini atınca ipler ve asalar kendilerine koşuyormuş gibi gözüktü. Ayette haber verildiği gibi, herkes göz aldanmasıyla ipleri ve asaları koşar gibi görmüştü.


Firavun'un büyücüleri, astronomiden tıbba kadar her alanda söz sahibiydiler. Sahip oldukları bilgiyi, toplumu etkilemek ve böylece Firavun'un baskıcı yönetimine güç kazandırmak için kullanıyorlardı. Üstte, büyücüleri tüm dünyayı ayakta tutarken tasvir eden bir eski Mısır kabartması.

Dikkat edilirse ayette "koşuyormuş gibi göründü" denmektedir. Yani gerçek bir koşma olayı yoktur, sadece bakan insanlara öyle gözükmüştür. Başka bir ayette de yapılan sihrin yine yalnızca göz aldanması olduğu ve bu şekilde insanların etkilendiğini Allah şöyle haber verir:

(Musa:) "Siz atın" dedi. (Asalarını) atıverince, insanların gözlerini büyüleyiverdiler, onları dehşete düşürdüler ve (ortaya) büyük bir sihir getirmiş oldular. (Araf Suresi, 116)

Firavun'un büyücüleri, sergiledikleri ilüzyon numaralarıyla halk üzerinde büyük bir itibar kazanmış durumdaydılar. Bunu ise Firavun'un saltanatını güçlendirmek için kullanıyorlardı. Her türlü büyüyü 'Firavun'un gücü adına" yapıyorlar ve böylece Firavun sistemini ayakta tutuyorlardı. Firavun ise bu büyücülere maddi çıkar sağlıyordu. Kısacası ortada karşılıklı oluşturulmuş bir menfaat ilişkisi vardı.

İşte büyücüler de Hz. Musa (as) ile mücadeleye girerken, Firavun'un Allah'ın takdiri dışında bir gücü olmadığını bildikleri halde, sırf çıkar elde etmek ve onun yanında iyi konuma gelebilmek için asalarını attılar. Bunu yaparken kendi akıllarınca kazanacaklarından çok emindiler ve üstün geleceklerini söylediler. Oysa üstün gelecek olan sadece Allah'ın taraftarlarıdır.

Onlar da, iplerini ve asalarını atıverdiler ve: "Firavun'un üstünlüğü adına, hiç tartışmasız, üstün olanlar gerçekten bizleriz" dediler. (Şuara Suresi, 44)


Firavun'un büyücüleri, Mısır toplumunun tüm dini törenlerini de yönetiyorlardı. Üstte, büyücüler bir mumyalama ayini sırasında tasvir ediliyor.

Büyücülerin yaptıkları gösteriler hileli bile olsa görenlerden bazılarını etkiliyordu. Allah, korkmaması için Hz. Musa (as)'a hatırlatmada bulundu:(as)'a hatırlatmada bulundu:

Musa, bu yüzden kendi içinde bir tür korku duymaya başladı.
"Korkma" dedik. "Muhakkak sen üstün geleceksin."
"Sağ elindekini atıver, onların yaptıklarını yutacaktır; çünkü onların yaptıkları yalnızca bir büyücü hilesidir. Büyücü ise nereye varsa kurtulamaz." (Taha Suresi, 67-69)

Hz. Musa (as), Rabbimiz'in bu hatırlatması üzerine hemen büyücülere dönerek onların yaptıklarının bir büyü olduğunu ve Allah'ın onu geçersiz kılacağını haber verdi:

...Musa dedi ki: "Sizlerin (ortaya) getirdiğiniz büyüdür. Doğrusu Allah onu geçersiz kılacaktır. Şüphesiz Allah, bozgunculuk çıkaranların işini düzeltmez." (Yunus Suresi, 81)

Ayette haber verilen bu sözlerinin ardından Hz. Musa (as) da asasını attı. Sonuç, büyücüler için dehşet vericiydi. Onlar bir şeyleri koşuyormuş gibi göstermeye çalışıp insanları kandırırken Hz. Musa (as)'ın asası onların tüm büyülerini yutmuştu. Allah bu olayları ayetlerde şöyle haber vermektedir:

Biz de Musa'ya: "Asanı fırlatıver" diye vahyettik. (O da fırlatıverince) bir de baktılar ki, o bütün uydurduklarını derleyip-toparlayıp yutuyor.
Böylece hak yerini buldu, onların bütün yapmakta oldukları geçersiz kaldı.
Orada yenilmiş oldular ve küçük düşmüşler olarak tersyüz çevrildiler. (Araf Suresi, 117-119)

Hz. Musa (as)'ın asası, büyücülerin yaptıkları gibi bir ilüzyonla değil, gerçekten mucizevi bir şekilde hareket etmiştir. Büyücüler Hz. Musa (as)'a bir tuzak kurmuşlardır. Ancak tuzak kurucuların en hayırlısı olan Allah, Hz. Musa (as)'a onların tuzaklarını geçersiz kılan bir tuzak kurdurmuştur. Böylece büyücülerin tuzakları kendi başlarına geçmiş, Allah bir mucize yaratarak asayı canlı bir varlığa dönüştürmüştür.

Sonuçta inkar edenler Firavun'un büyücülerinin galip geleceğini düşünürken çok farklı bir sonuç ortaya çıkmış ve Hz. Musa (as) galip gelmiştir. Böylece herkes Allah'ın vaadinin hak olduğunu görmüştür. Allah Hz. Musa (as)'ı lütfuyla desteklemiş ve Hz. Musa Rabbimiz'in mucizesi vesilesiyle yeryüzünün o devirdeki en güçlü sistemlerinden birine karşı galip gelmiştir.

HZ. MUSA (AS) DÖNEMİN DARWINİZM PUTUNU YIKMIŞTIR

Eski Mısırlıların batıl inanışlarına göre, "Yılan, kurbağa, solucan ve fareler, su baskınlarıyla taşan Nil ırmağının çamurlarından oluşmaktadır." Yani, Darwinizm'in en temel iddialarından biri olan "canlıların tesadüfler sonucunda balçıklardan" oluştuğu yanılgısı Eski Mısır'da da yaygın olan bir inanıştır. Dolayısıyla Hz. Musa (as) tebliğ yapmaya başladığında, Allah'ın kendisine lütfettiği mucizelerle, ilk olarak Mısırlıların bu batıl inanışlarını ortadan kaldırmaya yönelmiştir. Evrimci düşünceyi yok etmiştir. Hz. Musa (as) Firavun'a tebliğ yapmaya gittiğinde, tıpkı günümüzde Darwinistlerin sorularına ve mantık örgülerine benzer şekidle, Firavun da ona "İlk çağlardaki nesillerin durumu nedir" diye sormuştur. (Enbiya Suresi, 51) Hz. Musa (as) ise Allah'ın ilhamıyla, "Bunun bilgisi Rabbim'in Katında bir kitaptadır. Benim Rabbim şaşırmaz ve unutmaz" (Enbiya Suresi, 52) şeklinde cevap vermiş ve ispatları ve delilleriyle Yaratılış'ı anlatmıştır.

Kuran'da Hz. Musa (as)'ın elindeki asayı yere attığında, Allah'ın dilemesiyle bu asanın canlı bir yılana dönüştüğü bildirilmektedir. Hz. Musa (as) asasını yere attığında, cansız bir ağaç dalı canlı bir yılana dönüşmekte, eline aldığında yılan tekrar cansız bir ağaca dönüşmektedir, sonra tekrar yere attığında yine can bulmaktadır. Yani cansız bir madde, canlanmakta, sonra ölmekte, sonra yine canlanmaktadır. Böylece Allah bu mucizesiyle insanlara, sürekli Yaratılış'ı göstermektedir. Ayetlerde şöyle buyrulur:

Böylece, onu attı; (bir de ne görsün) O HEMEN HIZLA KOŞAN (KOCAMAN) BİR YILAN (OLUVERMİŞ).

Dedi ki: "Onu al ve korkma, Biz onu ilk durumuna çevireceğiz." (Enbiya Suresi, 20-21)

"Sağ elindekini atıver, ONLARIN YAPTIKLARINI YUTACAKTIR; çünkü onların yaptıkları yalnızca bir büyücü hilesidir. Büyücü ise nereye varsa kurtulamaz." (Enbiya Suresi, 69)

"Asanı bırak;" (Bıraktı ve) ONUN ÇEVİK BİR YILAN GİBİ HAREKET ETTTİĞİNİ görünce, geriye doğru kaçtı ve arkasına bakmadı. "Ey Musa, korkma; şüphesiz Ben(im); Benim yanımda gönderilen (elçiler) korkmaz." (Neml Suresi, 10)

Hz. Musa (as) elindeki asasını yere attığı anda, Allah'ın lütfuyla, cansız bir odun parçası, hızla hareket eden, diğer şahısların ortaya koyduklarını yutan, yani sindirim sistemi de olan tamamen canlı bir varlığa dönüşmektedir. Böylece Allah insanlara canlılığın nasıl yoktan var edildiğinin bir örneğini göstermektedir. Cansız bir madde, sadece Allah'ın dilemesiyle, yani "Ol" emriyle can bulmaktadır. Allah'ın Hz. Musa (as)'a lütfettiği bu mucize, eski Mısırlıların batıl evrim inanışlarını bir hamlede yerle bir etmiş, Hz. Musa (as)'ın karşısına olan insanlar dahi hemen o an gerçeği kavrayıp, batıl inanışlarını bırakıp, Allah'a iman etmişlerdir.